Unuttuk Seni

 

Kölelik ettikçe, biz nefsimize;

Alıştık.. Ahlaktan, dinden tavize.

Ey Yüce Rabb’imiz ! Ne oldu bize,

Ne oldu da böyle..

Unuttuk Seni..

Duygumuz körlendi, heva heveste,

Ruhumuz kirlendi, altın kafeste.

Dost aradık durduk.. Nice adreste,

Her kapıyı çaldık..

Unuttuk Seni..

Aç kaldık.. Eğildi mağrur başımız,

Yalvardık… Sel oldu gözde yaşımız,

Rahmetinle, doldu taştı aşımız;

Daha ilk lokmada..

Unuttuk Seni.

Azgın denizlerde, el açtık Sana,

Ölüm korkuları, dayandı cana,

Lütfunla sağ salim, çıktık limana;

Daha ilk adımda..

Unuttuk Seni…

Hastalık derdinden, girdik bir zora;

Bulduk devasını, yol sora sora.

Bin teşekkür ettik, nice doktora;

Ey deva sahibi !

Unuttuk Seni…

Savaştık.. Cehdettik, düşmanı sürdük,

Bizimle bir safta, melekler gördük.

Zafer çelengini, kibirle ördük;

Öyle sarhoş olduk..

Unuttuk Seni..

Her Cuma, doldurduk câmilerini,

Döktük, secdelerde alın terini,

İbretle dinledik, âyetlerini;

Kapıdan çıkarken..

Unuttuk Seni..

Yükseldikçe piramitte yerimiz,

Sanki kalınlaştı, hayâ derimiz.

Kat kat oldu, her makyajda kirimiz,

Kartvizit peşinde..

Unuttuk Seni..

Verdik çürükleri, ayırdık maldan;

Fakir ne anlardı, petekten, baldan,

Tonlarca ürünü, topladık daldan;

Zekâta gelince..

Unuttuk Seni..

Kalpler taş kesildi, nefretle kinle,

Haşır neşir olduk, büyüyle, cinle,

Ey Yüce Rabb’imiz ! Hidayetinle;

Hatırlat !. Ne olur..

Unuttuk Seni..

Cengiz Numanoğlu

Bizimle Paylaşan: Nostalji

Sevgililer Sevgilisine Duyulan Hasretin Şiiri

İslamda Hoşgörü ve Affedicilik

4 yorum

  1. Okuyanlar bir salavat getirsin Allah cc rızası için

  2. ?Allahümme Salli Ala Muhammedin ve Ala Ali Muhammed ?

  3. Allahümme salli Ala Muhammedin ve Ala Ali Muhammed??

  4. Sokakta sade bir ‘amin! ‘ sadasıdır gidiyor:
    mahalle halkı birikmiş, imam duâ ediyor.
    basık bir ev; kapının iç yanında bir tâbût,
    başında çınlayan âvâzı dinliyor, mebhût;
    denildi: ‘Fatiha! ‘; amini kestiler bu sefer,
    göğüsler inledi, derken, açık duran eller,
    hazîn alınları bir kerre okşayıp indi;
    deminki zemzemeler bir zaman için dindi.
    duyuldu sonra imâmın nidâ-yı mağmûmu,
    diyordu:
    – söyleyin allâh için şu merhûmu,
    nasıl bilirsiniz ey müslümanlar?
    – iyi biliriz!
    -yarın huzûr-i ilâhîde toplanıp hepiniz,
    bu yolda hüsn-i şehâdet edersiniz ya?
    – evet!
    – imâm efendi, helâllık da iste, merhamet et…
    – helâl edin hadi öyleyse şimdi hakkınızı.
    – helâl edin hadi bekletmeyin adamcağızı!cemâatin yüreğinden kopup ‘helâl olsun! ‘
    nidâ-yı saffeti, birden cenâze, ah-ı derûn,
    misâli uğradı evden; fezâda yükseldi
    içerde başladı bir cûş-i nevhadır şimdi;
    baş örtüsüyle kadınlargözüktü pencereden:
    -bıraktın öyle mi, en sonra kardeşim, bizi sen!
    -yıkıldı dostlar evim, barkım… ah gitti kocam! ..
    -dayım melek gibi insandı; ben nasıl yanmam!
    -tamam otuz senedir komşuyuz da bir kerre,
    kızıp da ‘ey! ‘ demiş insan değildi, hemşîre!
    -zavallı remziye! boynun büküldü evlâdım…
    -babam ne oldu?
    -baban… öldü.
    -etme ayşe hanım,
    bu söylenir mi ya? hicrân olur zavallı kıza…
    ayol, şu öksüzü bir parçacık avutsanıza…
    açın da cumbayı etrâfa baksın ağlamasın…göründü cumbada baktım ki tombalak, sanşın,
    sevimli bir küçücek kız… beiinde ancak var.
    donuk yanakları üstünde parlayan yaşlar,
    zavallının eriyen ruh-i bî-günâhı idi.
    benim o mersiye yâdımda ağlıyor ebedî.
    sefine pâre ki sırtında mevc-i bî-hissin,
    yüzer… önünde ademden nişâne bir engin,
    çeker durur onu sâhil-cüdâ açıklarına;
    bakar mı bir taşın üstünde durmuş ağlıyana?
    cenâze dûş-i cemâatte çalkalandıkça,
    o tahta pâreye benzerdi, düşmüş emvâca.
    nasıl duyar ki uzaklarda inleyen kadını?
    nasıl görür ki yetîmin huruş eden yaşını?
    bu hây ü hûy-i kıyâmet-nümûn içinde söner,
    samîm-i hilkati sûzân eden enîn-i beşer.değilmiş öyle geniş nâlenin hudûdu meğer:
    sokak bitip dönülürken kesildi mâtemler.
    o tahta pâre-i câmid, o iğbirâr-ı samût,
    güzer-gehindeki eşbâhı bir mehîb sükût
    içinde haşr ederek dalgalarla seyrediyor;
    zemîne bakmıyor artık semâ deyip gidiyor.
    bu mahmilin neye sık sık değişsin efrâdı?
    suâli fikre büyük bir hakîkat anlattı:
    evet bekâ ezecek cism-i zâr-ı fânîyi,
    vücûd çekmiyecek ömr-i câvidânîyi,
    bu bâr-ı müdhişin altında titreyip dizler,
    dayanmıyor üç adımdan ziyâde dûş-i beşer!
    ağır ağırgidiyorken cenâze kâfilesi,
    nihâyet oldu musallâ birinci merhalesi.
    çıkınca üstüne son minberin hatîb-i memât,
    açıldı dîde-i im’âna perde perde hayât.
    *******
    senin en son serîrindir şu bî pervâ uzanmış taş;
    ki nermin hâb-gâhından çıkar, bir gün vurursun baş!
    elinden yok halâs imkânı, mâdâme’l-hayât uğraş…
    o, mutlak sedd-i râhındır, aşılmaz.. muktedirsen aş! ‘musallâ: müncemid bir mevcidir eşk-i yetîmânın;
    musallâ: ahıdır, berceste, mâtem-zâr-ı dünyânın;
    musallâ: minber-i teblîğidir dünyâda, ukbânın;
    musallâ-: ders-i ibrettir durur pîşinde, irfânın.bu minberden iner nâsûta en müdhiş hakîkatler,
    bu yerden yükselir lâhûta en hâlis kanâ’atler.
    civârından geçer zulmette bî pâyan hayâletler:
    kefen-ber-dûş geçmişler, kalan üryan sefâletler!babam, kardeşlerim, evlâdım, annem… belki bunlardan
    muazzez bildiğim kıymetli birçok yâr-ı can el’ân
    bu taştan atfeder zanneylerim dünyâya son im’ân…
    benim rûhum bu heykelden duyar hâmûş bin efgân!
    serîr-i saltanatlar devrilir, alt üst olur dünyâ;
    müşeyyed bürc ü bârülar düşer bir bir, bu taş hâlâ,
    zamânın dest-i tahrîbiyle, durmuş, eyler istihzâ;
    bütün mevcûda hâkim bir adem timsâlidir gûyâ.namaz kılındı; duâ bitti. kârban, yoluna
    düzüldü taht-ı memâtın girip birer koluna.
    yarım sâat henüz olmuştu. yolcular durdu;
    demek ki; komşusu dünyânın âhiret yurdu.
    cenâze indi omuzdan yavaş yavaş, sonra,
    sokuldu servilerin ortasında bir çukura,
    atıldı üstüne üç beş kürek kemikli çamur
    kabardı toprağın altında bir an, bir ur!
    evet, çıban, ki yatan duymuyorsa dehşetini,
    dönün de arkadakinden sorun fecâ’atini·
    sükun içinde uyurken şu bir yığın toprak
    ilel’ebed o küçük rûh çırpınıp duracak

    Ahiret Yolu – Mehmet Akif Ersoy

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir