Anasayfa / Genel / Din Ölçülü Olmayı Gerektirir

Din Ölçülü Olmayı Gerektirir

Din ÖLÇüLü Olmayı Gerektirir

Mutlak matematik ve göreceli matematik vardır. Mutlak matematikte sayılar formüller değişmezken, göreceli matematik de sayılar ve formüller koşullara göre değişiklik gösterebilir. Evrende mutlak ve tek değişmeyen hüküm ise Allah’ın varlığı, birliği ve söz hakkıdır. Yani Allah vardır, yeganedir, tek güç kaynağıdır ve O Allah ne derse o olur. Allah biz insanlara da kendisine olan imanı mutlak bir matematik gibi kesin kılmıştır. Ve ben sizin Rabb’inizim, Bana inanın ve bana dayanın, diye bildirmiştir. Bu imanın ötesinde belli istekleri olmuştur. Bunlar boyut boyut değişen ibadetler, salih ameller ve güzel ahlakın gerekleridir.

Mesela namaz kılmak da belli birkaç şart dışında mutlak bir ibadet konumuna alınmıştır. Zekat kavramı namaz kadar keskin olmamakla beraber, ihtiyaç fazlasını verin diye ayetlerinde bizlere ifade etmiştir. Tabi burda ihtiyaç fazlası diyince bir görecelilik ortaya çıkacağından Peygamberimiz Kur’an’ın en güzel yaşantısını sağlayan ve açıklayıcısı olarak, bunu malın 40 ta birinin zorunlu olduğunu ve bunu verebilmek için de 80 gram altına denk gelen bir miktar mala sahip olmamızın yeteceğini söylemiştir. Burda zekat mutlak ve zorunlu bir ibadetken bunun insanların görmek istedikleri gibi çevirip ölçüyü kaçırmamaları adına Allah’ın nasip ettiği basiret ile belirlenmesini sağlamıştır. Hayatımızda her noktada mutlak konular ve göreceliği olan konularla doludur. Öncelikle akıl seviyemiz, takva boyutumuz ve nefsi düşkünlüklerimiz gibi birkaç temel durumun oluşturduğu farklılıklarla bu görecelilikler artmaktadır. Ve tabi şeytanın vesveselerinin de payı mutlaka olmaktadır.

İnsanlarımız zaman zaman ölçünün üstüne çıkmak istemiş, kimi zamanda ölçü aşağılara çekmek için uğraşmışlardır. Mesela örtünmek gereksiz, kalp temiz olsun diyenler, bu çağ ahir zaman bu kadarı yapmaya gerek yok deyip, azaltanlar ve diğer bir yandan bu yetmez daha fazla ibadet, daha fazla iyilik, deyip diğer açıdan yine ölçüyü değiştirmeye çalışmışlardır. İşte bu ölçü değişimi izavi bir aralıkta değişebilse de belli bir oranın üstünde dine, kendimize ve çevremize zarar vermeye başlar. Bunların önüne en iyi geçen yine Peygamberimiz ve diğer tüm Peygamberlerdir. Sahabe zamanında şuan bizlerinde içinde olduğu durumları örnek olacak şekilde yaşamıştır. Örneğin;

***Abdullah İbnu Amr İbni’l-Âs (ra) anlatıyor. Peygamber sav’e benim “Hayatta kaldığım müddetçe vallahi gündüzleri oruç tutacağım geceleri de namaz kılacağım” dediğim haber verilmiş. Beni çağırtarak: “Sen böyle böyle söylemişsin doğru mu?” dedi. “Annem babam sana feda olsun, evet böyle söyledim ey Allah’ın Resulü” dedim. “İyi ama dedi, sen buna güç yetiremezsin, bazen oruç tut, bazen ye; gece kalk, uyu da. Ayda üç gün tut (bu yeter), zira hayırlı işleri Allah on misliyle kabul ederek ücret veriyor. Bu üç gün, aynen yıl orucu yerine geçer” buyurdu. Ben: “Söylediğinizden daha fazlasına güç yetiririm” dedim. “Öyleyse, dedi, bir gün oruç tut, iki gün ye” Ben tekrar “Bundan başkasına da güç yetiririm” dedim. “Öyleyse, dedi, bir gün tut, bir gün ye. Bu Hz. Dâvud aleyhisselam’ın orucudur. Bu en kıymetli oruçtur -veya en efdal oruçtur.-” Ben yine: “Ben bundan daha fazlasına güç yetiririm” dedim. Resûlullah (sav): “Bundan efdali yoktur”  [Buhârî, Savm 54] diyerek kişileri aşırılıktan kurtarmaya çalışıp en üst ve alt sınırları göstermiştir.

Ve yine;

***Hz. Aişe (ra) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav), ruhsat ifade eden bir amelde bulunmuştu. Bazılarının bundan kaçındıklarını işitti. Bunun üzerine Resûlullah (sav) bir hutbe okudu: Âdeti vechile Cenâb-ı Hakk’a hamd ve senâda bulunduktan sonra şöyle buyurdu: “Allah için söyleyin, bazıları benim yaptığım şeyi beğenmeyip, kaçınıyorlarmış, doğru mudur bu? Allah’a yeminle söylüyorum, ben Allah’ı onlardan çok daha iyi biliyorum. Allah’tan duyduğum korku da onların duyduklarından çok daha fazladır.” Buhârî, İ’tisam 5

Allah’tan en çok korkan Peygamberlerdi ve Rabb’imizi en iyi tanıyanlar da onlardı. Onların yapmadığını yaparak, yaptığından da kendimizi gerilere çekerek Allah rızasını kazanamazdık. Burda biraz idrak açıklığı önemli. Şeytanın vesveselerine özellikle de sağdan gelenlerine karşı tedbir mahiyetinde ilim öğrenmemiz ciddi önem taşımaktadır. Çünkü bilmeyen biri ne ölçüyü tanıyabilir ne de hakkıyla yaşantısına alabilir. Hep bir eksiği olur ve bir yerlerde afallar ve yanlışa düşebilir. Zamanında Hristiyan ve Yahudilerin de bu ölçüsüzlükleriyle ortaya çıkardıkları ruhbanlık kendilerine fayda yerine zarar getirmiştir. Hadiste yine bunu şöyle görmekteyiz:

 

***Sehl İbnu Ebî Ümâme (radıyallahu anh)’nin anlattığına göre, Sehl ve babası beraberce Hz. Enes (radıyallahu anh)’in yanına girerler. Enes’i yolcu namazı kılıyormuşcasına çok hafif bir namaz kılıyor bulurlar. Selam verip namazdan çıkınca: “Allah sana mağfiret buyursun bu kıldığın namaz farz mı yoksa nafile miydi? dedik. “Farz namazdı. Bu (eksiksiz). Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in namaz tarzıdır. Bilerek hiç bir değişiklik de yapmadım” dedi ve ilave etti: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki:

“(Yıl orucu, her gece teheccüt, kadınları terk gibi kararlarla) kendinize zorluk çıkarmayın, zorluğa uğrarsınız. Zira (geçmişte) bir kavim (bir kısım zahmetli işlere azmederek) kendisini zora attı. Allah Da zorluklarını artırdı. Manastır ve kiliselerdekiler bunların bekâyasıdır. “Onlar, üzerlerine, bizim farz kılmadığımız, fakat, güya Allah’ın rızasını kazanmak için kendilerinin koydukları ruhbaniyete bile gereği gibi riâyet etmediler” (Hadîd, 27).

Ebu Dâvud, Edeb 52

Ölçüyü kaçırmak, kendimizi zora soktuğu gibi geleceğimizi de tehlikeye atabilmektedir. Bu sebeple ibadetin ve hayrın da ölçüsü devamlılığını kazanacağımız boyutta nafilelelere yönelmektedir.

*** Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) diyor ki: “Yanımda BenîEsed kabilesinden bir kadın vardı. Bu sırada Hz. Peygamber sav içeri girdi ve: “Bu kimdir?” buyurdu. “Falancadır, geceleri hiç uyumaz, (ibadet yapar)” dedim. Resûlullah sav: “Sus, yeter! Size, tâkat getirebileceğiniz amel yaraşır. Siz (ibadet yapmaktan) usanmadıkça, Allah da (sevab vermekten) usanmaz. Allah’a en hoş gelen dinî amel, kişinin devamlı olarak yaptığı ameldir” buyurdu. Buhârî, İman 32

***Enes (radıyallahu anh) buyurdu ki: “Hz. Peygamber (sav) mescide girmişti ki, iki direk arasına gerilmiş bir ip gördü. “Bu da ne?” diye sordu. Bu, Zeyneb (radıyallahu anh)’in ipidir, namaz kılarken uykusu gelince buna takılıyor (ip onun düşmesini önlüyor)” dediler. Hz. Peygamber (sav):”Hayır (olmaz öyle şey) çözün ipi. Şevkiniz varken namaz kılın, uykunuz gelince de yatın” emretti. Buhârî, Teheccüd 18; Müslim, Müsâfirîn 219

Evet Peygamber efendimiz bizlere dini açıdan ve hayatımızın her açısından ölçülü olmayı doğru bulduğunu tekrar tekrar dile getirmiştir. Kendisi Peygamber olmasına rağmen diğerlerinin düşündüğünün aksine Allah’ın helallerinden sakınmamış ve güç yetiremeyeceği boyutta büyük işlere karışmamıştır. Bizlere de düşen O ismet sıfatı sahibi Peygamberlerin yolunda olmaktır…

Hakkında admin

Bir yorum

  1. Allah vardır, yeganedir, tek güç kaynağıdır ve O Allah ne derse o olur.İşin Özü ,Emeğine sağlık Allah yazılarının
    devamını nasip etsin…….

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top