Dualarımızda Samimiyet

“Herkes senin yaralarını sarmak ister ama hiç kimse seninle kanamak istemez…” (Nietzsche).

Bulunduğum sohbet ortamında bu sözü bir arkadaş paylaşmıştı. Ben de üzerine konuşmak istedim…

Gerçekten insanlar birbirinin yaralarını sarmak istiyorlar mı?

Bence sadece sarılsın istiyorlar ama sarmaya çalışan az insan var.

Herkes nasihat verir, teselli eder ama borçluya para vermez, yardıma ihtiyacı olana el uzatmaz.

Çoğu insan Dua’da cömert eylemde cimri davranıyor. Halbuki dua yapabileceğin bir şey varken yapmadığında eksik oluyor. Çünkü samimi değil, samimi olsa yarabandı gelsin diye dua etmezsin. Allah sana o imkânı vermişken gider alırsın ve sararsın zordakinin, dardakinin yaralarını…

Neden Allah bizlere imkân verdiği halde hiçbir şekilde elimizi taşın altına koyamıyoruz. Allah infak edin, diyor. Biz ise Allah versin! Diyoruz. Neden Allah kardeşler olun, merhamet edin, borçluya, yolcuya yardım edin, diyorken bizler sadece dua etmekle yetiniyoruz? Dua’nın gücüne bu denli inandığımız için mi sizce? Yoksa nefsimiz ve şeytan bunu bize güzel mi gösteriyor?

Amin’ler var bu dinde amenna… Lakin İnşaAllah’lar da var… Yani Allah’a edilen dualarımızın yanına güzel hediyeler de koysak olmaz mı?

Allah’ım bu kulunu görüyorum, borçları var, benim de elimde var Hamd olsun, Senin izninle ben bu kulunun sıkıntısının giderilmesinde vesile olmak istiyorum, Sen nasip et Allah’ım desek olmaz mı?

Allah’ın emrini yerine getirmekte daha cömert davransak, ağzımız kadar ellerimiz, ayaklarımız da dualı olsa?

Allah’ım ver demeden, Allah’ım izin verirsen bana verdiklerini paylaşmak istiyorum, desek, sizce de daha güzel olmaz mı?

yazan: imtihan

Allah’ım biz kullarına, sözünde özünde, hal ve tavrında her türlü amelinde doğruyu yapanlardan eylesin. Bizleri nefsimizin boyunduruğuna girmekten ve şeytana oyuncak olmaktan korusun. Şeytanın sağdan ve soldan vesveselerinin farkına vardırsın ve tedbirimizi almakta yardım etsin. Her halimizde en çok da imanımızda samimiyet nasip etsin… Amin Amin Amin…

 

Bakara / 268. Ayet

اَلشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَٓاءِۚ وَاللّٰهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلًاۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌۚ
Şeytan sizi fakirlikle korkutur; sizi her türlü hayasızlığı ve ahlâksızlığı yapmaya teşvik eder. Allah ise size bağışlamayı ve bol nimet vermeyi va‘deder. Allah, lutfu pek geniş olan, her şeyi hakkıyla bilendir.

Bakara / 265. Ayet

وَمَثَلُ الَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمُ ابْتِغَٓاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ وَتَثْب۪يتًا مِنْ اَنْفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ اَصَابَهَا وَابِلٌ فَاٰتَتْ اُكُلَهَا ضِعْفَيْنِۚ فَاِنْ لَمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ

Mallarını Allah’ın rızâsını kazanmak ve gönüllerindeki imanı kökleştirip sağlamlaştırmak için harcayanların durumu, bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir bahçeye benzer ki, bol yağmur yağdığında ürününü iki kat verir. Hatta yağmur yağmasa bile az bir çisileme ona yeter. Allah, bütün yaptıklarınızı görmektedir.

 

Bakara / 262. Ayet

اَلَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَٓا اَنْفَقُوا مَنًّا وَلَٓا اَذًۙى لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Mallarını Allah yolunda harcayıp da bunun ardından herhangi bir başa kakmada ve gönül incitici bir harekette bulunmayanlar yok mu, onlar için Rableri yanında özel mükâfatlar vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzûn da olmayacaklardır.

Bakara / 177. Ayet

لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيّ۪نَۚ وَاٰتَى الْمَالَ عَلٰى حُبِّه۪ ذَوِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينَ وَابْنَ السَّب۪يلِ وَالسَّٓائِل۪ينَ وَفِي الرِّقَابِۚ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَۚ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُواۚ وَالصَّابِر۪ينَ فِي الْبَأْسَٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ وَح۪ينَ الْبَأْسِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ صَدَقُواۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ

Yüzlerinizi doğu ya da batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere inanan; malını sevdiği halde akrabasına, yetimlere, yoksullara, yolda kalan gariplere, dilenenlere, hürriyetine kavuşmak isteyen köle ve esirlere veren; namazı dosdoğru kılıp zekâtı ödeyen; antlaşma yaptığında sözünde duran; sıkıntı, darlık, hastalık ve şiddetli savaş zamanlarında sabredenlerin yaptığıdır. Kulluklarında samimi ve dürüst olanlar işte bunlardır; gerçek takva sahipleri de yine bunlardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir