Anasayfa / Genel / Gadiri Hum Olayı

Gadiri Hum Olayı

Gadiri Hum Olayı

Gadir-i Hum nedir? Şii çoğunluk akidesine bir mesnet kılmış, Sünnilerde bir kısmı ise yok saymış. Olay ne önce onu tanımlayalım. Mekke ile Medine arasında Gadiri Hum diye bir yerde Allah Resulü veda hutbesinden, Veda Haccından dönerken bir mola vermiş. Aslında molaya elverişli olmayan bir yer. Burada mola vermesinin sebebi Hz Ali hakkında bir takım dedikoduların çıkması. Bu mola sırasında ‘’ResulAllah yanına alarak ben kimin velisi isem Ali’de O’nun velisidir, O’na düşman olan bana düşman olmuş olur, O’na dost olan bana dost olmuş olur.’’ (Tırmizi, Menakıb, 19:İbn Mace, Mukaddime, 11; İbn Hanbel, 1/84,118,119). Şeklinde cümleler bulunan bir hutbe vermiş, hitabette bulunmuş. İşte bundan yola çıkarak şia Hz Ali’ye Peygamberimizin vasiyet ettiğini yani kendisinden sonra veliaht olarak kendisinin yerine O’nu bıraktığı sonucu çıkartmış. İmame teorisine mesnet olarak kullanmış. Gadiri Hum’daki bu konuşmayı. Şiilerin sevdiği yorumu şu Maide 67 ‘’  Ey Peygamber! Rabbinden sana indirilen hakikati tebliğ et! Eğer bunu (tam) yapmazsan, O’nun mesajını (hiç) tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlar(ın saldırısın)dan koruyacaktır. Kuşku yok ki Allah nankörlüğe (ittifak etmiş) bir topluma rehberliğini bahşetmez.’’ Orada nazil olduğunu Peygamberimize Sana emredilen tebliğ et, eğer etmezsen görevini yapmamış olursun şeklinde bir uyarı olduğunu; AllahResulüde ben kimin velisi isem Ali’de O’nun velisidir, O’na düşman olan bana düşman olmuş olur diye konuşuyor. Başta Hz Ebubekir,  Hz. Ömer olmak üzere orada bulunanlar Hz. Ali’yi tebrik ediyorlar. Bu Allah Resulünün Hz. Ali’yi yerine vekil tayin etmesi, yani bir bakıma halife tayin etmesi olarak anlamlandırılmış Şia tarafından.

 

Gadiri Hum Olayı

Gadiri Hum Olayı

Olayı Sünniler paralel Kuran olarak bir takım Sünniler tarafından görülen kütübi sittenin üçüde nakletmiş olayı. Sünniler tamamen olayı yok saymamışlar tabi belli bir kısımda yok saymış. Şöyle bir eleştiri olabilir Maide 67’nin bağlamı bu olayla ilgili değil. Maide 67 çok daha önce nazil olmuş bir ayet. Bu olayın olma sebebi  Yemen’de ganimet paylaşımı ile alakalı Hz Ali’yi Allah Resul’ü Yemen’e göndermişti. Yemen savaşındaki elde edilen ganimetlerin dağıtımı ile ilgili Hz Ali’nin etrafındaki insanlarla, kendi arasında bir sorun çıkmıştı. Bu sorundan dolayı dedikodu çıkarttılar tabi Hz. Ali’yi üzecek şeyler söylediler. İşte bunun üzerine olayın çığrından çıkmamasının için Hz. Ali’yi teselli babında hutbe verdi ve söylem verdi orada bu cümleleri kullandı. Şia’nın gördüğüm kadarıyla burada iki tane çelişkisi var. Birincisi Hz. Ali’nin torunu Hasan Bin Müsenna’nın ifadesi şu ; Ben kimin mevlasısıysam, ben kimim velisiysem Ali’de O’nun velisidir sözünün yorumu sorulunca şöyle diyor ; Eğer Peygamber bununla Ali’nin halifeliğini kendisinden sonra Ali’nin geçmesini kastetmiş olsaydı daha net ve açık açık konuşur söylerdi. Resulün bu emrini yerini getirmeyenlerin başında o zaman Hz. Ali olmuş oluyordu. Çünkü Hz. Ali Allah Resulünün bu hükmüyle amel etmemiş ve peşine düşmemiş oluyor. Yani şia bir nevi burada Hz Ali’yi suçlamış oluyorlar. İkinci çelişki şurada ; vasiyet ve velayet imamet akidesinde şia kıstas diye bir rivayet kullanır. Kırtas hadisi derler buna. Kırtas yazı malzemesi demek. Bu hadise göre Peygamberimiz vefat sırasında kağıt kalem istemiş işte kendisinden sonra kimin yerine geçiceğini yazmak istemiş Hz. Ömer’de buna mani olmuş bu rivayet böyle.( Sahih-i Buhari c.1, s.37.). Eğer bu rivayet gadiri hum  rivayeti doğru ise bu olamaz. Kırtas hadisini delil olarak kullanıcaklarsa bu doğru olmamak zorunda. Biri diğeri ile tam çelişki içinde.

Gadiri Hum Nedir

Gadiri Hum Nedir

Dolayısı ile kendi içinde çelişiyor. Sonuç olarak bu hadiseden yola çıkarak ki olay olmuştur. Bencede olay olmuştur ama bu olaydan yola çıkarak Hz. Ali’yi kendi yerine vekil olarak seçmesi ve ya imam olarak seçmesi diye bir şey söz konusu olamaz. Bu olay asla böyle yorumlanamaz zira Peygamberlik babadan oğla geçen bir saltanat değildir. Dolayısı ile Peygamber’de bir saltanat sahibi, sultan değil Peygamberdir. Resul’ün uymakla emrolunduğu Kuran yönetimde soy ve kan bağını değil, yönetimde esas olan ilkenin ehliyet olduğunu açıkça ortaya koyar. Allah size emanetleri yani yönetim işini ehline vermenizi emreder ayeti net ifade eder. Kuran yönetim işinde şurayı ortak haklı yani seçimi öne alır , ön görür dolayısı ile böylesine bir atamayı değil. Bu açıdan Kuran’a aykırı. Allah Resulü Kuran’la çalışmaz aksine söylemek her ikisinede iftira olur. Bu yüzden Şiaların bu düşüncesi hakikati yansıtmamamaktadır.

Hakkında admin

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top