Anasayfa / Genel / Haksız Ekonomi Sınıflandırılması ve İyileştirme Süreci

Haksız Ekonomi Sınıflandırılması ve İyileştirme Süreci

Haksız Ekonomi Sınıflandırılması ve İyileştirme Süreci

Geçim sağlamak için her insanın çalışması gerekmektedir. Evrenin sistemi çalışma ve çaba üzerine kurulmuştur. Bu çalışma süreci bazen bizler için eğlenceli, kolay şekilde ilerlerken bazen de bu süreç zor ve sıkıcı bir hal almaktadır. Sıkıcı ve zor da olsa bir yerde çalışma sürecini ilerletmemiz gerekmektedir. Çünkü ihtiyaçlarımızın karşılanması, kalacağımız konutlar, yiyeceğimiz ekmek ve içeceğimiz suya kadar her şeyin bir maddi karşılığı bulunmaktadır.

Geçinmek özellikle de dar gelirli ve kalabalık aileler de oldukça sıkıntı halini almaktadır. Özellikle de ev kira ve iş yerinize olan mesafe uzaksa bu süreç normale göre daha kaygılı ve zorlu bir süreç getirmektedir. Devletimizin ve işverenlerimizin bu konuda çalışanlarına karşı makul bir ücret vermesi gerekmektedir. Elbette ne kadar istesek de bir işveren olarak zengin konumunda görünsek de, bizimde gelir gider dengemiz olması açısından dikkatli olmamız gerekmektedir.

Bir yandan işverenin ve devletin niteliği diğer yandan çalışanların emeklerinin karşılığının alınmasının dengesi gerçekten ince elenen bir süreci ortaya çıkarmaktadır.

Özellikle şu günlerimizde ülkemizde çeşitli siyasi ve iç-dış politikalar açısından istenilen verimi elde edilmemesi nedeniyle ülke bir sıkıntı döneminde ilerlemektedir. Bu sıkıntılar hem halkı, hem işvereni hem de devleti beklenenin dışında bir zorluğa itmektedir.

İşveren ucuz ve çok çalışan işçiler istemekteyken, çalışan rahat ve yeterli bir kazancın olduğu bir ortamda olmak istemektedir. Devlet ise uyumlu ve refah içerisinde büyüyen bir ülke olmak istemektedir. Herkesin kendince istek ve arzusu var elbette. Fakat bu tek taraftan bakılabilecek bir durum değildir. Bu nedenle burada en önemli nokta üç grup içinde en doğru ve makul ortamların oluşturulmasıdır.

İnsan için en temelde olan ihtiyaçlar yeme-içme ve barınmadır. Bu ihtiyaçların sağlanması da devletin temel görevlerindendir. İnsanlar temel haklarının peşine düşmelidir. Bunları elde etmek için de gereken mücadeleyi vermelidir. Lakin ihtiyaç kavramı deyince herkesin aklında binlerce şey oluşabilir. Kimisi yiyeceği kalacağı evi ihtiyaç görürken, kimisi bineceği arabayı, kimisi de gideceği tatili ihtiyaç sınıfında değerlendirmektedir. İhtiyaçlarla beraber çalışılan ortamlar değişmekte ve kazanç durumları da değişiklik göstermektedir.

Toplumda herkesin eşit olması düşünce ütopik bir düşüncedir. Ama herkese aynı hakların sunulması Adil bir düşünce sistemini oluşturur. Fakat meslekler arasında çabaya bağlı kalınmaksızın büyük farklılıklar söz konusudur. Sadece ismine göre kimi meslek asgari ücret alırken kimisi bunun 4-5 katını almaktadır. Verilen emeğe bakıldığında, çalışma saati, yorulma durumu vs ikisi arasında kimi zaman pek fark olmazken bazen de asgari ücrette çalışan birinin emeği daha fazla olmaktadır. İşte bu sistem de bir hatanın olduğunu ve kolay yoldan para kazanma peşinde olunan bir güruhun önünün açıldığı görülmektedir. Belki bu yazımda herkesin tepkisini çekebilirim. Fakat düşüncemi yine de paylaşmaktan vazgeçmeyeceğim.

Bir doktor 8-5 arasında 8 saatlik bir zaman diliminde çalışırken aldığı maaş 8-10 bin civarıyken, bir öğretmen bu süreçte çalışınca 4-5 bin civarı almaktadır. Fakat bir işçi 10 ila 12 saat çalışma sürecine karşılık aldığı ücret 2 bin olmaktadır. Evet, bu çalışma süresi ve ücret arasındaki farklar sadece bir statünün ismine göre dağılım yapılmıştır. Aynı zaman da bunların dışında özel bir şirkette müdürseniz ya da büyük bir firmanın yönetim kurulundaysanız bu miktar bir doktorun ücretinin 2 hatta 3 katı olmaktadır. Yani verilen emek =/ alınan ücrete denk değildir. Bu haksız bir sistemin yanlışlarına dur denmemesinden kaynaklanmaktadır. Herkesin elbette aynı işi yapmasını ve aynı oranda yorulmasını beklemiyorum fakat aradaki çaba ve ücretin bu kadar farklı olması toplumda sınıflaşmanın ve adaletsizliğin önünün açılmasına sebep olabileceğinden bahsediyorum. Keza bir ülke de öğretmen, doktor sayısından daha fazla oranda işçiye ihtiyaç vardır. Çünkü Hizmet sektörü üretici kesim değildir. Onlar var olan sistemi ilerletirler. Ama üretim olmazsa hizmet ve tüketici sistem de olmayacaktır. Burada tüketici ve hizmet sınıfında üreticiye göre daha kolay süreçte olmak isteyen grubun oranı ülke içerisinde fazlalaşması sebebiyle de her geçen gün ekonomi ve toplum düzeni dengesiz sallantılı bir sürece girmiştir.

Toplumun en başta eğitim sisteminde verilen algısının sebep olduğu bir düşünce sebebiyle insanlarımız üretici sınıfında olmak yerine diğer iki gruba yönelmektedir. Bu da ileri ki dönemlerde okumuş fakat iş bulamayan hatta niteliği de beklenen seviyede olmayan bir sınıfı ortaya çıkarmaktadır.

Söylemek istediğim asıl nokta; bu süreçte işçi, üretici sınıfına gereken değerin verilmesi ve aldıkları ücretlerin iyileştirilmesi, böylelikle de insanların üretici olmasının sağlanmasıdır. Üretim bir ülkenin kritik noktasıdır ve tabi ki üretici sınıfının da bu değere uygun bir yaşama hakkı vardır. Bu nedenle insanlara üretime dair teşvikler verilmelidir.

Devletimizi üreticiye destek amaçlı çeşitli yardımlar sağlamaktadır ama bu yardımların denetimi ve nasıl kullanılacağını gösteren bir sistem kurmakta yetersiz olması sebebiyle verim elde edilememiştir. Bu konuda düzenleyici, kontrol sağlayıcı ve ücret açısından da makul olabilecek bir ortam sağlanmalıdır.

Asgari ücret kavramının belirlenmesinde de sadece ülkenin araştırmasına göre belli bir geçimi elde etme olarak belirlenmesinin dışında diğer meslekler ve çalışma imkânlarına göre de oranlama yapılması gerekmektedir. Bir işçinin emeği hizmet sektöründeki bir bireyin alacağı ücretin en azından 3 de 2 sine tekabül edilmesi gerekmektedir. Örneğin ülkemizde bir öğretmen 6 bin alacaksa bir işçi 4 bin civarı almalıdır.  Eğitim sistemindeki meslek algısı değişmeli özellikle de üniversitelerin teorik boyuttan çıkarılıp gerçek birer eleman yetiştirme çabasına girmesi gerekmektedir. Üniversite yaşantısı gençleri boşluğa iten ve yeteneklerini körelten ayrıca tembelliğe iten bir kurum konumunda olması hem ülke geleceğini hem de bireylerin ruh ve yaşantı sağlığını olumsuz etkilediği artık ortaya çıkarılmalıdır. Ve bunun iyileştirilmesi adına meslek liseleri arttırılmalı, üniversitelerde de birinci sınıfların ikinci döneminden ibaret belli cüzzi bir miktar ücretle çalışma hayatına öğrenciler koyulmalıdır. Onlara burs verip harcayın denmektense bu bursları onların çabasının eseri haline getirilmelidir.

Değinmek istediğim diğer bir konu da yine temel ihtiyaçlar konusudur. Ekmek, su, ulaşım gibi temel zorunlu ihtiyaçlarda fiyatın çok düşürülmesi gerektiğidir. Bunlar kar meselesinden çıkmalı ve devlet destekli yerlerde insanların refahı için gerçekleştirilmelidir. Halk otobüslerinin aldığı ücretler bir ailedeki tüm bireylerin binmesi halinde maaşının yarısını alacak şekilde ücretlendirilmesi gerçekten hoş olmayan bir kazanç şeklidir. Gerekirse günün belirli saatlerinde ücretsiz denilebilecek bir cüzzi miktara ulaşımlar sağlanmalıdır.

Toparlayacak olursak, bu ülkede ekonominin düzelmesi için önce algımızın değişmesi gerekmektedir. Sonra da adalet kavramının evrendeki karşılığını bulmamız gerekmektedir. Statü, isim, resim birer ölçüt olmamalıdır. Gerekirse Hz Ömer gibi maaşını alırken fakir halkın aldığı oranla kıyas ederek alınmalıdır. Toplumda sıkıntısı olan gurupların olanak sunularak ihtiyaçlarını devletin üstlenmesi ve toplumdaki gizli sınıflandırmanın ortadan kaldırılması gerekmektedir.

iSLami Sohbet Adresi.

Hakkında admin

Bir yorum

  1. Çalışan insan

    Bu yazı mükemmel bir yazı olmuş izninizle paylaşmak istiyorum kaleminize sağlık

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top