Hayat Karmaşası

Her geçen gün kendime yabancılaşıyorum. Dün neydim, ne değişti çözemiyorum. Kendi kendime bir şeyler var diyorum ama ne?
İçimde koca bir yalnızlık, boşluk hissi var. Ne adını koyabiliyorum ne ispat ne de ret edebiliyorum.
Gidiyorum, yol kattettiğimi sanıyorum bazen ama varış yok, sonuç yok. Tekrar Tekrar yeni bir karmaşa içerisinde buluyorum kendimi. Belki bu döngüyü kırabilsem, bir şeyler netleşecek ama sürekli yeniden daha farklı şekillerde aralıksız bir sürecin ortasında debeleniyorum. Bu döngü içerisinde var olan bir ben var ama hiç bir şeyle bağım, isteğim yok.

Ben varım ama bana dair bir şey yok.

Karmaşa dünyasında, yaptığım hiçbir şey de bir amaç sezemiyorum. Aslında sadece kendimde değil birçok insanda bunu görüyorum. Bir şeyler yapıyoruz ama neden?
Hayatımızı oturttuğumuz düşüncelerimizde bir sıkıntı var. Bu kadar yıl devirip, bir şeyler yaşarken, nasıl olurda kendimize bu denli uzak kalabiliriz.
Yanlışlar, sadece kişisel değerlerimizle oluşturduğumuz şeylerden ibaret değil. Bu birçok insanın ortak noktası halini almış durumda. Birçok insan hayatından doyum elde edemiyor, huzuru bulamıyor.
Dünyada, ülkemizde, toplumumuzda, yakın çevremizde ve ailemizde koyduğumuz amaçlar, kuralların bizlere nerden ulaştığını pek fazla sorgulamadan hayatımıza almış olmamız, bizlerin en büyük sorun kaynağı.
Bizler aslında kendi amaçlarımız için ilerlemiyoruz, hayallerimiz bile çoğu zaman bizim olanlar değil. Zenginlik, statü, meslek vs hepsi sistemin zorla bizi koşturduğu durumlar halini almış durumda.
Bizler daha emeklemeyi öğrenememişken, daha yaşamı, ailemizi tam benimsememişken, başkalarının hayallerine sahip çıkıp, başkalarının amaçlarına hizmet etmeyi seçtik ya da seçmek zorunda kaldık. Çok da fark etmez sanırım, sonuçta itiraz hakkımızı, sorgulama yeteneğimizi kullanmaktan kaçtık.
Okullara gittik, içimizde okuma hevesi oluşmadan, daha sayıları benimsememişken bir yığın matematik formüllerini ezberledik. Ne işimize yarayacağını bilmediğimiz, hayatımızda hiç kullanmadığımız ve belki hiçbir zaman da kullanmayacağımız bilgileri aklımızda depolamaya kalktık. İstediğimiz mesleğin yeteneklerimizin, ilgimizin, değerlerimizin ne olduğunu keşfetmeden puanlarla boğuşup, kendimizi hiç sayıp sadece puanların ve başkalarının yargıların bizim adımıza karar vermesine izin verdik. Mecbur bırakıldık. Çünkü bu sistemi red edince hayat kolay olmayacaktı. Çok fazla yargıyla yüz yüze kalacaktık. Ya kolay olanı seçip ruhumuzu, benliğimizi köşeye atıp devam edecektik ya da kendimiz için çabalarken çok fazla mücadele etmek zorunda kalacaktık.

Her iki varış noktası arasında bir sırattan geçmemiz gerekti her zaman.

Mutlu, huzurlu olmak için ya kendimizi bulup, sağlam ilerleyecektik. Ya da zamanımızı düşünmeye fırsat bırakmadan dolduracaktık. Koşuşturmalarla, söylemlerle, başkalarının övdüğü kitapları okuyup, filmleri izleyerek yahut da içimize işlemeyen sohbetlerde seçici olmadan herkesle muhabbet etmeye dalıp gidecektik. Ve genelde ikincisini seçtik çoğumuz. Fakat bunun mümkün olmadığı durumlarda, bizleri depresif haller bekledi.
Boş zamanlar, yalnızlık bizleri düşünmeye itince, bununla baş edemez olduk. Ömrümüzü kaçtığımız duygularla yaşarken, bu anlar bizlere azap gibi gelmeye başladı.
Hayatımızı değerlerimize ve benliğimize göre yaşamadığımız için zorluklar bizi çabuk yormaya, bizi bıktırmaya başladı. Sürekli kendi kendimizi motive etmeye çalıştık. Aslında ne istediğimizi bilip ilerleseydik, bizim ekstra bir motiveye ihtiyacımız olmayacaktı. İnançlarımız, amaçlarımız, hayallerimiz yani bize ait olan tüm hislerimiz bizi motive edecekti.
İşini seven kişinin yaptıkları kendine birer eğlence gibi gelir. Eğer bizlerde amaçlarımız doğrultusunda istediğimiz yollarda yürüyebilirsek, herkese ve her şeye rağmen zor da olsa huzurlu bir hayat yaşamış olacağız. Ve hiçbir şey bizi yıldıramayacaktır.

yazan: imtihan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir