Anasayfa / Genel / İmtihan

İmtihan

İmtihan

Bir kıyıda denizi izlerken kendini bulmuştu. Düşüncelere dalıp dalıp gidiyordu bu aralar. İçi sıkılıyordu, bu sıkkın halini kimseyle paylaşamıyordu. Azıcık paylaşmak istese, insanların hüzünlendiğini gördüğü için cümlenin başında nokta koyuyordu çoğu zaman sözlerine. Hiçbir cümlesini tamamlama fırsatı olamıyordu.

Düşünüyordu, kendinden başka her şeyin derdini taşırdı içinde. Merhametli ve mücadeleci bir yapıdaydı ömrü boyunca. İnsanların ne yaptığından, ne söylediğinden çok, kendi doğrularını yaşamak ve yaymak için çabalıyordu.

Küçük yaştan itibaren dini eğitim almaya başlamıştı. Yaşıtları sokaklarda oynarken, o kitapların içinden çıkamıyordu. Belki içi içini yiyordu, ben de çıkıp biraz gezsem, dolaşsam, biraz eğlenmek benimde hakkım değil mi diye… Ama bitirmesi gereken konulardan başını kaldırmaya fırsatı pek olmuyordu. Sorumluluk sahibi bir hayat yaşamak ve başarılı olmak istiyordu. Dünyayı değiştireceğine inanıyordu. Bu yüzden bazen zor gelse de bu yaşantısı, çoğu zaman amaçlarına ulaşacağının hayalini kurarak kitaplarıyla vakit geçiriyordu ve çok alışmıştı.

Boş bir anı olduğu an ne yapsam diye düşünüyorken, biraz dinleneyim dediği sırada istemsiz kendini bir kitabı eline alırken, bir konuyu araştırırken veya yeni bir bilgiyi aklında yorumlarken buluyordu. Çalışmaya, okumaya o kadar alışmıştı ki boş zaman kavramını bile dolduruyordu.

Üniversite yıllarına ulaşmıştı. Belki biraz daha azalır diye düşünmüştü bu çabası ama alışkanlıkları onu yine kitapların içine çekiyordu. Okuyordu ve her okuduğunu, her yeni öğrendiğini arkadaş çevresiyle paylaşma heyecanı taşıyordu.

Üniversite ortamındaki kız erkek muhabbetlerine bir türlü alışamamıştı. Onun amaçlarına uymuyordu. O dünyayı daha yaşanılır kılmak ve herkesi Allah’ın istediği hayatı yaşamaya davet etmek istiyordu. Arkadaşları da onun bu halini bildiği için, Ona sık sık takılırlardı. Kendisini kısa sürede sevdirdiği için, boş zamanları sevseler de O bir şey anlatınca dinlemeye başlıyorlardı.

Bir gün yine ders arasında konular, dine gelmişti. Üniversite de birçok görüş ve tartışma hep olurdu. Herkesin aklı olgunlaşmadığı için bir yerlere kaymış yada meyil etmişti. Çoğu genç dinini savunmaktan çekiniyordu. Bunu yobazlık olarak gösterenler yüzünden. Ama O kimin ne dediğini umursamıyordu. İnandığı din konuşulurken susamazdı. Ve savunmaya geçmişti ayetlerle, yılların birikimini işte o tartışmada gösteriyordu. Karşısında farklılıkları olan arkadaşları ve hocasına rağmen gayet güçlü bir dille savunuyordu. Her verdiği örneği, açıklamayı ayetlerle ispatlıyordu.

Geçen tartışmadan sonra arkadaşları Ona biraz daha saygı duymaya başlamışlardı. Dine bağlılığını biliyorlardı ama bilgisinin bu şekilde olduğunu yeni öğrenmişlerdi.

Dersteki tavrından etkilenen arkadaşlarının arasında, bir de inancından şüpheye, üniversite ortamında boşluğa düşmüş bir kız arkadaşı da vardı. Pek kızlarla sohbeti olmadığı için, onunla da yoktu. Ama kızın dikkatini çekmişti dersteki görüşleri. Ve bir gün, kimse yokken fakültenin yakınında görünce ona seslendi. Konuşmak istediğini söyledi.

Kafası karışmıştı kız, inanmamak için kendini alıştırırken, genç arkadaşının söyledikleri içten içe meraklandırmıştı. İnanmamak bir boşluk getirmişti ve bundan kurtulması gerektiğini hissediyordu. Arkadaşına bana inandığın dini anlatır mısın, diye rica da bulunmuştu. Genç adam zaman zaman onunla bu konularda konuşabileceğini söyledi.

Zaman geçiyordu, kız her dinledikçe daha çok değişiyordu ve sürekli yeni şeyler öğrenme arzusu duyuyordu. Görüşmeleri her geçen günde biraz daha artmıştı. Birbirlerine alışmışlardı. İyi birer arkadaş olmuşlardı. Genelde grup şeklinde takılır ve sohbetlerini birlikte yapmaya çalışırlardı.

Zaman ilerliyordu, üniversiteden mezun olacaklardı. Yıllarını burada dolu dolu geçirmişti, bu yüzden üniversite hayatına çok alışmıştı. Her ne kadar uzaklaşmak istemese de okul bitiyordu.

Okulun son günlerine yakındı, sohbetlerine sürekli katılan arkadaşıyla o hafta pek görüşememişlerdi. Son sınavlarıydı ve çalışıyorlardı. Fırsatları olmuyordu görüşmeye ama ikisi de birlikte sohbet etmeyi özlüyordu. Bir yandan da okulun bitmesi düşüncesiyle dalıyorlardı. Alışmışlardı birbirlerine, okulla birlikte onlarda uzaklaşacak ve belki de bir daha görüşemeyeceklerdi.

Genç kızın sınavları erken bitmişti ve şehrine erkenden dönmüştü. Genç adamla vedalaşmayı çok istemişti ama kuzeninin düğünü vardı ve ısrarla gelmesi isteniyordu. O da biletini almış ve memleketine gitmişti ama aklını geride bırakmıştı. Son görüşmeleri belki olacakken, nasıl eve döndüm diye içi içini yiyordu. Bir daha ne zaman görüşebilirlerdi bilmiyordu. Sınavlar bitince genç adam da evine dönmüştü. Genç kızın vedalaşmadan gittiğini öğrenince üzülmüştü ama bir şey yapamazdı. Demek ki dedi, kendince, demek ki o kadar da değerli değilmişim onun için. Bilmiyordu, kızın aklının onda kaldığını.

Genç adam okulun bitmesiyle hemen iş bakmaya başlamıştı. Yoğun hayatı okul bittikten sonra daha yoğunlaşmıştı. Bir kurumda dini eğitmen olarak işe başlamıştı.

Bir gün iş ders saati içerisinde bir arama geldi. Bakmadan sessize aldı. Ders arasına geçene kadar da unutmuştu. Normalde pek unutmazdı ama o gün nedense arandığını unutmuştu. Eve gidene kadar da telefonuna bakmamıştı.

Genç kız ise, içi içini yer bir halde, tedirgin bir ruh haliyle, bana çok kırgın sanırım diye düşünüyordu. Ve tekrar aramaya cesaret edememişti. Birkaç gün geçmişti. Genç halen aramayı görmemişti. Cesaretini toplayıp kız bir kez daha aramaya karar vermişti. Kırgın da olsa konuşmalıyım, dedi. En azından açıklama yapmalıyım.

Tam telefonu eline almıştı ki, annesi içeriden seslendi, kızım yardıma gel akşama dayınlar bize gelecekmiş, dedi. Mutfağa gitti ve annesine yardım etmeye başladı, daha sonra ararım diye düşündü.

Gece olmuştu, misafirler yeni gitmişlerdi. Acaba arasam mı diye düşündü ama saatin geç olduğunu farkedince bu saatte aramayayım, yarın ararım diye düşündü. Aklına okul yılları gelmişti. Biraz hayal kurdu ve o günlerini özlediğini anlamıştı. Geri dönme şansı olsaydı, üniversite yıllarına özellikle de son sınıfına gitmek isterdi.

Sabah uyanmıştı, kahvaltısını yapmıştı. Arkadaşı aradı ve buluşmak istediğini söyledi. O da bir süredir evde olmaktan sıkılmıştı, okul hayatından sonra eve alışması zor olmuştu. Hazırlanıp dışarıya çıkacaktı, bir an içinden başörtümü yapayım da çıkayım diye düşündü. Bir süre duraksadı, ne diyorum ben, diye düşündü. Kapalı değilim ki ben, başörtüde nerden çıktı diye, sessizce söylendi. Farkına varmamıştı bunca zamana kadar ama, genç adamla yaptığı sohbetler onu bayağı etkilemişti. Kapanmak konusunda ki anlattıkları içine sinmişti.

İstemsiz olarak bir Müslüman kadın kimliğini örtülü hayal edip, kendisini de örtüye bürünüp çıkması gerektiği düşüncesine kapılmıştı. Kapalı olmadığı için, her zamanki gibi giyinmişti, çok açık kıyafetler tercih etmemişti dışarı çıkarken. Artık değişiyor ve gencin anlattıklarına benziyordu. Daha çok dini kitaplar okuyor, ailesiyle, çevresiyle daha çok dini konularda konuşmaya başlıyordu.

Dışarı çıkıp, arkadaşıyla buluşmuşlardı. Arkadaşı örtülü ve çok cana yakın biriydi. Birlikte biraz gezdikten sonra bir mağazaya girdiler. Arkadaşı kapalı kıyafetlere bakarken, güldü ve genç kıza dönüp, sen de bir denesene sana çok yakışır, dedi. Kız da evden çıkmadan aklına gelen düşüncenin arkasından, arkadaşının böyle bir şey söylemiş olmasını, bir tesadüf olmayacağını düşündü. Gerçi genç adam ona tesadüf diye bir şey olmadığını söylemişti. Ve onun aklındaki kelimeyi tevafuk ile değiştirmişti çoktan. Bugün yaşadığı tevafuktu ona göre ve içinden Allah benim örtünmemi istiyor sanırım diye düşündü. Ve arkadaşına, madem yakışır bir deniyeyim mi, dedi. Arkadaşı şaşırdı ve güldü. Tabi ki dene, eminim çok yakışır dedi. Lacivert işlemeli güzel bir feraceyi üzerine giydi, aynanın karşısına geçti ve sanki olmadı böyle dedi. Arkadaşı da dur, geliyorum dedi. Şimdi olacak, bekle…

İlerideki reyondan bir başörtüsü alıp geldi ve hadi tak bakalım, şimdi olacak, dedi. Başörtüsünü elbirliğiyle yaptıktan sonra aynaya baktı ve gülümsedi. Evet, olmuş dedi. Arkadaşı da olmuş olmuş hem de çok güzel olmuş, dedi. Bence bir daha çıkarma dedi. Şakayla karışık bir ifadeydi. Çünkü arkadaşının son zamanlarda değiştiğini fark etmişti. İçinden belki bugün bir değişim yapar dedi.

Genç kız üzerindekileri çıkardı ve görevliye teslim ettikten sonra çıktılar. Bir kafede bir süre oturduktan sonra eve döndü. Ama içinden bir ses, o kıyafetleri alsa mıydım, diyordu. Hem bu haberi arkadaşına da verir ve o da kırgınlığını unuturdu bu vesileyle diye düşündü. Arama kararını ertelemişti bir hafta daha, bu hafta hazırlanıp almam gerekenleri alayım. Onu aradığımda kapanmış olayım, diye düşündü.

Genç adam da, yoğun şekilde derslerine devam ediyordu. Öğrencilerinin çok iyi yetişmesini istiyordu, bu yüzden çoğu zaman ders bitimine rağmen iş yerinde, çocuklara bir şeyler öğretme çabasına giriyordu. Bir gün, yine ders saati dolmasına rağmen iş yerindeydi. Öğrencilerinin bir kısmı, dersten ayrılıp eve gitmişlerdi. Bir kısmı da onunla kalıp, çalışmaya devam etmişlerdi. Bir öğrencisinin yüzünün kaç gündür asık olduğunu görmüştü. Bir fırsatını bulup, onunla konuşmak istiyordu. Bugün kalan öğrenci sayısı azdı, bu yüzden diğerleri fark etmeden sorabileceğini düşündü.

Ders çalışmaları için bir süreliğine öğrencileri sınıfta bıraktı ve idareye geçti. O esnada konuşmak istediği öğrencisinin de lavabodan döndüğünü görünce, odadan kapıya çıkıp, gence bir dakika içeriye gelir misin, dedi. Konuşmaya başladılar. Birkaç gündür neden moralinin bozuk olduğunu sordu. Çocuk bir şey olmadığını, ona öyle geldiğini söyledi. Genç adam, anlatmak istemediğini fark etti ve ısrar etmedi. Ama bu konuyu öğrenmek istiyordu, kesin bir şey vardı. Daha önce onu böyle görmemişti, bu günlerin aksine sınıfta neşesiyle ve esprileriyle dikkat çeken bir çocuktu.

Birkaç gün geçmişti, halen çocuğun yüzünde hüzün vardı. Tekrar konuşmak istiyordu, odaya çağırdı ders çıkışında ve sordu tekrar. Çocukta, biraz kızgın bir şekilde yok bir şey hocam, dedi. Aniden kalkınca, eli masaya çarpmıştı ve Genç adamın çayı telefonuna dökülmüştü. Çocuk mahcup olmuştu bir anda, çok özür dilerim affedin hocam diyordu. Genç adam da çocuğun korktuğunu fark edince, merak etme, bir şey olmamıştır. Hadi sen evine git, daha sonra konuşuruz istersen, dedi.

Telefonu kapatıp, sildi ve cebine koyup işlerini halletmeye devam etti. Daha sonra eve gitti. Evde yemek yedikten sonra gece, telefonu tekrar açmaya çalıştı ama telefon açılmamıştı. Bir süre uğraştı ama açılmıyordu. Telefonu bir sonraki gün iş çıkışında telefoncuya götürdü. Telefonu tamir etmişlerdi ama kartı ıslandığı için algılamıyordu. Yeni bir hat almaya karar verdi.

Genç kızda hazırlıklarını yapmış ve kapanmıştı. Artık arayabilirim diye düşünmüştü. Müsait bir zamanda odasına geçti ve aradığında telefonunun kapalı olduğunu gördü. Daha sonra ararım deyip, telefonunu masaya bıraktı. Gece geç olmadan bir kez daha aramıştı ama yine kapalıydı. Biraz morali bozulmuştu ama yapabileceği bir şey yoktu.

Genç kız sabah kalktı ve arkadaşının yanına gitmek için hazırlandı. Arkadaşı bir mağazada çalışıyordu. Cumartesi günü tatil günüydü. Onu evde bulabileceğini düşünmüştü. Hazırlanıp dışarı çıktıktan sonra arkadaşını aradığında, bugün arkadaşı olmadığı için çalıştığını öğrendi. Arkadaşı da madem hazırlandın buraya gel, benimde canım sıkılıyor deyince, iş yerine gitti. Bir süre sohbet ettikten sonra, arkadaşının patronu geldi ve izin alan çalışanın işi bıraktığını söyledi. Ailevi bir nedenden dolayı çalışmayacakmış nerden eleman bulacağız, diye söyleniyordu. Arkadaşı da patrona belli etmeden, genç kıza sen çalışsana burada, dedi. Genç kızın aklında çalışmak yoktu mağazada, ama aradığı gibi bir işte bulamamıştı. Evde olmaktan da sıkılmıştı. Hem arkadaşını çok severdi, burada çalışabilirim diye, düşündü. Olabilir, dedi. Arkadaşı çok mutlu olmuştu. Sarıldı hemen boynuna ve dur, dedi. Gidip patrona söyleyip geliyorum, bir dakika bekle. Hızlıca patronun odasına gitti ve durumu anlattı. Patronda dışarıdaki arkadaşın mı, dedi. Evet, çok iyi kızdır filan diye anlattı biraz. Patronda tamam, dedi. Çağır bir görüşelim, dedi ve iş hakkında konuştular biraz. Kızın tecrübesi yoktu ama arkadaşı ben yardım eder, öğretirim deyince kabul etti.

Arkadaşıyla birlikte çalışmaya başlamışlardı. Genç adamı kaç kez aradığı halde ulaşamadığı için artık aramaktan vazgeçmişti. Yeni hayatına alışmaya çalışıyordu. Zaman zaman patronunun oğlu, mağazaya geliyor, kızlarla sohbet ediyordu. Fakat genç kız, sohbetlere çok dahil olmuyordu. Onun bu hali, çocuğun dikkatini çekmişti. Her geldiğinde bir bahane bulup onunla konuşmaya çalışıyordu. Ama kız onun bu rahat hallerinden rahatsızlık duyuyordu. İçinden keşke gelmese, diyordu.

Genç adam ise, bütün azmiyle öğrencilerini yetiştiriyordu. Ve birkaç gündür öğrencisinin gelmediğini fark etmişti. Merak edip, müdür beye söyledi. Müdür bey de çocuğun ailesinin, çocuğu aldığını söyledi. Nedenini bilmediğini söyledi. Genç adam, çocuğun ailesinin numarasını alıp, akşam onları aradı. Çok başarılı bir öğrencidir Ahmet, neden aldınız diye sordu. Ahmet’in ailesi de maddi sıkıntılar yaşadığını söylediler, biz aidatını ödeyemiyoruz hocam dediler. Bunun üzerine genç adam, ben bir müdür beyle görüşeyim, dedi.

Müdüre bir sonraki gün durumu anlattı ve maddi yardım yapılamaz mı diye, sordu. Ücretsiz devam etme ihtimali hakkında danıştı. Müdür bey ücretsiz devam ettiririz bir süre ama maddi yardım yapamayız, dedi. Aileyi aradı ve ücretsiz devam edebileceğini söyledi, aile de hocam yol parasını, harçlığını karşılayamayız deyince, ben yol parasını karşılarım, dedi. Aileyi ikna etmeyi başarmıştı. Ahmet ise hocasının, bu yardımına çok sevinmişti ve artık daha çok çalışmaya başlamıştı. Kısa sürede çok yol kat etmişti.

Müdür bey, genç adama bir yarışmadan bahsetmişti. Birkaç öğrenci seçmesini söylemişti. Ahmet bunu duyunca, hocam lütfen ben katılayım, dedi. Çok ısrar ediyordu, aslında çok başarılı bir öğrenci olmuştu kısa sürede, seçebilirdi ama diğerlerine haksızlık yapamazdı. Bu yüzden sınıfın da fikrini almak istedi.

Yarışmaya katılan beş öğrenci vardı Ahmet dışında. Ama seçilecek öğrenci sayısı dört olmalıydı. Oylama yapılınca, Ahmet seçilmemişti ve çok üzülmüştü. Oylamada kazanan bir arkadaşı, yarışma günü hastalanınca, Ahmet yarışmaya katılmıştı ve birçok soruyu yanıtlamıştı ve grupları birinci olmuştu. Birincilikleri sebebiyle, bir miktar ödül verilmişti. Ahmet’in maddi durumu kötü olduğu için, arkadaşları bu ücreti Ahmet ‘in almasını istemişlerdi.

Genç adam yarışmadaki başarılarına çok sevinmişti ama bugün onu asıl sevindiren şey, yetiştirdiği öğrencilerin merhametli oluşları ve yardımlaşmalarıydı. Zaten amaç buydu, bir toplumun güzelleşmesi için aklın eğitildiği gibi, duygularının da eğitilmesi gerekirdi. Öğrencileriyle gurur duyuyordu.

Genç adam ne kadar hatırlamamaya çalışsa da, aklında okul arkadaşının vedasız ayrılışı çıkmamıştı. Zaman zaman bu yaptığının çok düşüncesizce olduğunu düşünürken, zaman zaman da belki bir nedeni vardır, diye düşünüyordu.

Zaman böyle ilerliyordu. İkisi de hayatlarına, yoğun çalışma hayatı içinde devam ediyordu. Bir gün bir arkadaşı, okuldan arkadaşlarla toplanacağız, sen de gel diye ısrar etmişti. Aslında çok katılmak istemiyordu, onların sohbet tarzları, kız erkek karışık ortamından hoşlanmıyordu. Ama arkadaşının ısrarına dayanamayınca kabul etmişti. Genç kız da bu görüşmeye, arkadaşının etkisi nedeniyle gidecekti. Aslında o da değiştikten sonra artık, öyle karışık ortamlarda pek bulunmamaya özen gösteriyordu.

Cumartesi saat iki de buluşacaklardı. Bir kafede buluşmak için toparlanmışlardı. Genç kız ve arkadaşı iş yerinden üçe kadar izin alamamışlardı. Bu sırada buluşma gerçekleşmişti. Genç adam sıkılınca bir süre sonra kalmak için ayaklandı ve arkadaşları biraz daha kal diye ısrar edince, tekrar otururken, genç kız ve arkadaşı da onlara katılmışlardı. Genç kızı uzaktan tanıyamamıştı, yakınlaştıkça masaya şaşırdı. Onu en son gördüğünde açıktı, makyaj yapıyordu. Ama bu gelen kız tam bir tesettüre bürünmüştü, yüzünde de makyajdan eser yoktu.

İmtihan Dünyası

İmtihan Dünyası

Genç kız da, onu masada görünce şaşırdı ve oturdular, bir süre sohbetler edildi. Genç adam da, genç kız da daha çok dinleyici konumundaydılar. Bir süre sonra, herkes yavaş yavaş kalkmaya başlamıştı. Masa da genç kız arkadaşı, başka bir erkek arkadaşları ve genç adam bulunuyordu. Genç kızın arkadaşı onların yakın olduğunu bildiği için, yalnız kalmalarını istemişti ve diğer arkadaşına ben kalkacağım da bir konuda fikir almak istiyorum senden, durağa kadar bana eşlik eder misin, diye sordu. O da kabul etti, madem öyle ben de kalkıyorum, oradan da eve geçerim artık, dedi ve vedalaştılar. Genç kız ve Genç adam masa da yalnız kalmışlardı. Genç adam istersen bizde kalkalım, dedi. Genç kız ise yalnız kalmışken, durumu açıklamak istiyordu.

Hayır, biraz vaktin varsa oturalım mı, diye sordu. Genç adam olur, dedi. Genç kız seninle vedalaşmadan okuldan ayrılığım için bana kırgın olmasın, dedi. Genç adam da, boş ver diyerek kırıldığını göstermişti. Genç kızın zoruna gitmiş olsa da bu tavrı, yine de açıklama yapmaktan vazgeçmemişti. Benim sınavlarım erken bitmişti o zaman ve kuzenimin düğünü nedeniyle eve dönmem gerekti, daha sonra seni aradım ama telefonuna ulaşamadım, diye olanları anlattı. Genç adam da şimdi durumu daha iyi anlamıştı ve kırgınlığı bir anda geçivermişti. Anladım, benim hattım bozuldu, değişmem gerekti, demek o zamana denk gelmiş araman.

Genç adam, kırgınlık geçince daha çok konuşmaya başladı ve çok değişmişsin, dedi. Kız da gülümsedi, evet sevindin mi, diye sordu. Genç adam da gülümsedi, sence? Tabi ki sevindim, çok yakışmış, dedi. Kız biraz utandı. Okul sonrası neler yaptıklarından biraz bahsettiler ve hava kararmaya başladığı için artık kalkalım dediler. Kızla birlikte otobüs durağına ilerlediler, otobüs uzun süre gelmeyince, sohbete devam ettiler. Genç adam, evlilik düşünüyorsundur herhalde, bu kadar değişmişsin, var mı hayatında biri diye sordu. Genç kız da hayır hayatımda kimse yok ama aklımda biri var, dedi. Genç adam, anladım, dedi ve suskunlaştı. Genç kız, sustuğunu görünce, senin peki var mı, hayatında kimse diye sordu. Hayır, yok cevabını aldı. Genç kız gülümsedi, aklımdaki kişiyi merak ediyor musun, diye sordu. Çok çekingen biri değildi. Daha önce yaşantısı rahat olduğu için, duygularından bahsederken zorlanmamıştı. Genç adam sorsam da, muhtemelen tanımıyorumdur, bu yüzden sormak istemedim, dedi. Genç kız, tanıyorsun deyince genç adamın merakı arttı, acaba kimdi, bir arkadaşları mıydı, diye düşündü. Ve sordu hislerini belli etmeden, kim bu şanlı çocuk, dedi. Genç kız tekrar gülümsedi, benim değişimime vesile olan kişi deyince, genç adam da gülümsedi.

O zaman otobüsün gelmeden, numaranı kaydedeyim de, bir daha merak etmeyeyim seni, diyerek güldü. Kız da gülümsedi ve numarasını söyledi, kaydettikleri sırada otobüs gelmişti. Kız otobüse binmişti ve oradan uzaklaşmıştı. Genç adam da içinde ki mutlulukla biraz yürümek istemişti, otobüsü beklemek yerine eve doğru yürümeye karar verdi. Aklında genç kızla geçirdiği günler, yaptıkları sohbetler geliyordu, her hatırladıkça yüzünde gülümseme oluşuyordu.

Eve varmıştı, bir saat kadar yürüdükten sonra. Yemeğini yemiş, çayını içtikten sonra odasına çekilmişti. Aklından acaba mesaj atsam mı bu gece diye düşünüyordu. Sonra yok rahatsız etmeyeyim, diye düşünüp vazgeçiyordu, birkaç kez bu şekilde olmuştu, ama bir türlü vazgeçip telefonu indiremiyordu. Tam karar vermişti, neyse saat geç oldu uyumuştur belki diye düşünüp, masaya telefonu bırakacakken, mesaj gelmişti.

Her zamanki gibi Genç kız kendinden daha cesur davranmıştı. İyi geceler, mesajını görünce mutlu oldu ve O da cevap yazdı ve içindeki heyecanıyla yatağa uzandı.

Zaman ilerliyordu, ikisi de birbirini daha çok sevmeye başlamışlardı. Artık ailelere de haber vermek niyetindelerdi. Genç kız annesiyle bu durumu zaten paylaşmıştı. Genç adam da ailesine söyledikten sonra, babasına anlatacaklardı bu durumu ve tanışma olacaktı diye karar vermişlerdi. Genç adam yoğun geçirdiği bu haftanın bitmesini bekliyordu. Cuma günü ailesine durumu anlatacaktı ve belki haftaya da aileler görüşür diye düşünüyorlardı.

Genç adam, Cuma günü gelince içinde biraz heyecanla akşamı bekliyordu. Genç kızda aynı heyecanla haber bekliyordu.

Eve gitmek için akşam yola çıktı. Eve yürüyerek gitmek istiyordu. Yolda giderken, telefonu çaldı ve açtığında arayan sevgilisinin ağlamaklı sesini duyunca, telaşlandı. Ne olduğunu sorduğunda genç kızın babasının bir anda rahatsızlandığını öğrendi. Aslında durumu çok ağır değildi ama genç kız babasına çok düşkün olduğu için, çok üzgündü. Bir süre konuştuktan sonra, böyle bir durumda söylesem de görüşemeyiz, en iyisi bu hafta kalsın, diye düşünüp söylemekten vazgeçti.

Pazartesi günü işe gitmişti her zamanki gibi, iş yerinde müdür bey, başka bir ile gitmesi gerektiğini söyledi. Birkaç günlük bir seyahat yapması gerekiyordu. Genç kızı aradı ve konuştular biraz. Babasının durumu iyiydi ama bu defa da seyahat nedeniyle söyleyememişlerdi. Genç adam birkaç günlük seyahate çıkmak için, hazırlanmıştı. Sevgilisiyle iş çıkışında kısa da olsa görüşmüşlerdi, kız bu seyahatte nerden çıktı diye sitem ediyordu. Tam da anlatacaktık ailelerimize…

Genç adam, çok sürmeyecek ya, döneceğim hemen, üzülme canım diyerek, ikna etmeyi başarmıştı. Vedalaşmışlardı. Evine dönmüştü ve valizini hazırlamıştı. Bir sonraki gün yolculuk vardı. Hazırlanıp yola çıktı ve uçağa bindi, gideceği yere iki saat sonra varmıştı. Önce kuruma gitti, daha sonra da otele eşyalarını bıraktı. Yoğun geçiyordu haftası, kız arkadaşını aramaya dahi fırsatı olmuyordu çoğu zaman. Seyahat süresi, birkaç günken, bazı sebeplerden dolayı iki haftaya çıkmıştı.

Genç kız bu sürede, iş yerinde bazı sorunlar yaşamaya başlamıştı. Patronun oğlu, ona iyice kafayı takmıştı. Yüz vermiyor olmasına çok sinirleniyordu. Genç kızı sürekli rahatsız etmeye başlamıştı. Genç kız da hayatımda biri var demesine rağmen bu tavrından vazgeçmemişti. Genç kız bu durumu kimseye anlatamıyordu. Erkek arkadaşının seyahatten dönmesini bekliyordu, işten ayrılmak istediğini söylemek için. Böyle uzun geçen bir haftanın sonunda, genç adam nihayet eve dönmüştü. Çok özlemişlerdi birbirlerini, gelir gelmez, genç adam kızın işyerine gidip, sevgilisini görmek istemişti.

Genç kıza sürpriz yapmak için geleceğini söylememişti. Çalıştığı yerin kapısına geldiğinde, içeriden genç kızın, kızgın sözlerini duydu. İçeriye girdiği sırada diğer çocuğu görünce ne oluyor burada, diye sordu sinirlenerek. Genç kız şaşkın bir halde, birazda korkuyla yok bir şey canım, sonra anlatırım, dedi. Korkmuştu, çünkü eğer gerçeği öğrense kavga çıkardı, bunu biliyordu. Daha sonra da, iş nedeniyle kendisine yüklendiğini, söyleyip işten çıkmak istediğini söyledi. Genç adam da evet artık orada kalma, çalışmanı istemiyorum, dedi.

Patronun oğlu da, genç adamı görünce iyice delirmişti, demek bunun için bana yüz vermiyorsun, sen görürsün demişti. Kız bir sonraki gün istifasını vermişti, işten ayrılmıştı. Artık ailelere söylenmişti, tanışmak ve söz kesmek için görüşülecekti. İkisi de çok mutlu ve heyecanlıydı.

Kız bütün gün hazırlık yapmıştı, yiyecekler hazırlamıştı. Birkaç arkadaşını da yanında olsunlar diye davet etmişti. Görüşme oldu ve kararlar alınınca, söz yüzükleri takıldı. İkisi de çok mutluydular. Halen evlenecek olmalarına inanamıyorlardı.

Nişanları ve düğünleri için, hayaller kurmaya başlamışlardı. Genç kız sadece nikâh olsun, hemen evlenelim istiyordu ama genç adam hayır düğünümüz olsun, seni gelinlikler içinde, görmek istiyorum, diye ısrar ediyordu. Genç adam, düğün için, para biriktirmeye çalışıyordu ve günleri eskisinden de daha yoğun geçiyordu. Çalışmak zoruna gitmiyordu, ne kadar çok yorulsa da, sonuçta sevdiğine kavuşacaktı. Sadece heyecanla sevdiği kadınla evleneceği günün bir an önce gelmesini istiyordu.

Bir zaman geçmişti, genç adam çalışmak için çok ihmal etmeye başlamıştı, kızın ailesi de evlilik için acele etmesini istiyorlardı. Daha çok strese girmişti ve ne kadar çalışsa da, gereken parayı tamamlayamıyordu. Kızın ailesinin istekleri çok gelmişti, genç adama. Zaman tanısalar sorun değildi, ne yapar eder bulurum diye düşünüyordu parayı, ama ısrarcı olmaları onu strese sokuyordu.

Çalışma hayatı streslerle ilerledikçe, genç adam iyice yorgun düşmüştü. Bir gün dersteyken, burnunun kanadığını öğrenciler söylediğinde fark etti. Normalde burnu kanamazdı, herhalde çok çalışmaktan oldu, diye düşündü. Birkaç gündür başı da ağrıyordu ama o yoğunluktan olacağını düşündüğünden umursamamıştı. Bu gece de başı çok ağrıyordu, ağrı kesici almasına rağmen geçmemişti. Acile gidip bir iğne yaptırmıştı. Kan tahlillerinde bir şey çıkmamıştı sadece bir süredir yemeklerini ihmal ettiği için, vitamin değerleri düşük çıkmıştı.

Bir süre daha böyle yoğun çalışma hayatına devam etti, bu sırada baş ağrısı devam ediyordu ama o halen önemsemiyor ve bir an önce evlilik hazırlıkları için para biriktirme çabasında dinlenmeden çalışıyordu.

Genç adam bir ay kadar sonra hastalanmıştı, artık baş ağrısı iyice çekilmez olmuştu. Derste bayılınca artık hocaları, ihmal etme hastaneye git demeleri üzerine, hastaneye gitmişti. Bir şey yoktur kesin, yorgunluktan diye düşünüyordu. Hastaneye gitti ve muayene olduktan sonra, tahlillerini yaptırdı. Bir hafta sonra tahlilleri çıkacaktı. Bu sürede yine gününün çoğu çalışmakla geçiyordu.

Bir hafta geçmişti ve tahlillerini almak için, hastaneye gitti. O hafta başı ağrımamıştı pek, bu yüzden çok da umursamamıştı sonuçları ama yine de bir daha fırsatım olmaz gidip alayım demişti. Doktorun yanına gittiğinde, tahlilleri inceliyordu. Doktor içeriye girdiğini görünce, yüz ifadesi değişti. Buyur otur, dedi. Nasılsın? Halen baş ağrın çok mu diye sordu. O da hayır, bu hafta iyi sayılırım, zaten yorgunluktan olmuştur kesin, dedi.  Doktor bir süre sustu ve genç adama baktı. Hayır, dedi sebebi başka. Tekrar susunca, genç adam iyice meraklanmıştı. Ne oldu, söyleyin, dedi.  Doktor da, baş ağrısının sebebinin beyninden kaynaklı bir hastalıktan olduğunu ve ameliyat olması gerektiğini söyledi. O da hayır, şuan bunu yapamam, çalışmam gerek deyip, red etti. Doktor durumun ilerleyebilir, kısa zamanda ameliyat olman gerek diye ısrar ettiyse de, o düğün parası için çalışmayı tercih etmişti. Doktora gitmedi bir süre ve kimseye de bu durumdan bahsetmemişti.

Her geçen gün baş ağrısı çekilmez oluyordu, ama o belli etmemek için çok direniyordu. Kimseye anlatmak istemiyordu.

Her zamanki gibi, kendini ikinci plana almıştı. Sevdiklerinin öncelikleri için, ağrısına rağmen çok çalışmaya devam ediyordu. Tansiyonu sürekli yükseliyordu ve burnu da sık sık kanıyordu. Bu durum onu iyice yorgun düşürmüştü. Ne yapacağını bilemiyordu ve sürekli dua ediyordu.

Bu çalışma yoğunluğunda kız arkadaşına da vakit ayıramıyordu, sevgilisi de onun bu uzak halinin sebebini merak ediyordu ve acaba benden vazgeçti mi, başkasını mı seviyor diye düşünüyordu. Onun bu halinden habersiz şekilde, üzgün bir bekleyişle bekliyordu. Ama her görüşmelerinde, erkek arkadaşının yüzünün solduğunu fark etmişti. Çok çalıştığını biliyordu, kendi kendine görüyorsun işte, hayır kimse yok sadece bizim için çalıştığı için vakti olmuyor diyordu içinden. Ama yine de onu çok özlüyordu, görüşmediği sürede.

Genç adam bir gün dersteyken bayılmıştı ve öğrencileri telaşla müdür beyi çağırmışlardı. Hocamız bayıldı, gelin demişlerdi. Bir şekilde ayılttıktan sonra, yine her zamanki gibi hiç bir şey olmamış gibi davrandı ve bütün gün bir şey yemedim ondandır, merak etmeyin demişti.

Birkaç hafta sonra tekrar bayılmıştı ve son iki ay da bayılma durumu artınca artık herkes normal bir tansiyon meselesi olmadığını anlamaya başlamışlardı. Genç adama ısrar etmişlerdi, durumu anlatması için. Ne kadar dirense de, bu defa ısrarlarından dönmemişlerdi ve durumu öğrenmişlerdi. Ve onu ameliyat için zorlamaya başlamışlardı ama bunu yapamam şuan diyordu.

Dayanabildiği kadar dayanmaya çalışıyordu, insanların ısrar etmemesi içinde acısını belli etmemeye çalışıyordu ve kendisini gülmeye zorluyordu. İnsanları az da olsa iyi olduğuna ikna edebilmişti. Ama kız arkadaşı onun iyi olmadığını biliyordu. Ameliyat için birkaç kez ısrar etse de, hayır cevabını almıştı ve onu sıkmamak için, tekrar ısrar etmemişti. İkisi de yorgundu ve üzgündü, hâlbuki birbirleriyle tanıştıktan sonra çok mutluydular, içlerinde bitmeyen bir enerji vardı hep. Ama bu süreç ikisini de yormuştu. Sürekli dua ediyorlardı. Bu günlerin geçmesi için. Hayat iyice çekilmez olmuştu genç adama. Aslında tek sakladığı şey hastalığı değildi. Kız arkadaşına söyleyememişti ama elinde o güne kadar kazandığı bütün parayı kaybetmişti. Biran önce evlenmek için, bir arkadaşının fikriyle bir işe girişmişti ama düşündükleri gibi olmayınca, elindeki bütün sermayelerini kaybetmişlerdi.

Genç adam artık o kadar yorgundu ki, ben bu şekilde evlenemem diye düşündü. Ve kızdan uzaklaşma kararı aldı. Artık onu sevmediğini söyleyecekti. Onu kendisiyle yaşamaya zorlamak istemiyordu. Hastalığının da ilerlediğini biliyordu. Herkese iyileştiğini söylüyordu, ama öyle değildi. Durumu bu sürede epey ilerlemişti. Ameliyat olması gerekiyordu ama bunun için dahi elinde parası yoktu, zor idare ediyordu.

Bir gün bir kız arkadaşından yardım istedi ve onun rol yapmasını istedi. Genç kızın onun göreceği bir yerde, onunla buluştu ve samimi tavırlar takınmıştı. Bunu gören genç kız, koşarak eve gitmişti ve gece boyunca hıçkırarak ağlamıştı. Bana gerçekleri söyle diye mesaj atmıştı genç adama. Yanındaki kadınla aranızda bir şey mi var, diye sordu. Genç adamın düşündüğü olmuştu. Ve sana anlatmak istedim, senin vazgeçmeni bekledim, bu yüzden sana hastayım diye yalan söyledim ama sen bir türlü vazgeçmedin, ama ben özür dilerim, başkasını seviyorum, diye yanıtlamıştı mesajını. Yolun açık olsun, iyi birini bulacağına inanıyorum diye ikinci bir mesaj atmıştı. Kız bu mesajları görünce, çok kötü olmuştu. Şimdiye kadar bir yalanı beklediğini düşündü ve bütün gece ağlayarak uyuya kaldı.

Genç kız çok üzgündü ve artık her şeyden uzaklaşmış eve kapanmıştı. Ailesi bu durumuna üzülüyorlardı. Kızlarını değişiklik olsun diye, dayısının yanına gitmesi için ısrar ediyorlardı. Biraz değişiklik ona iyi gelecek ve unutacaktı.

Genç kız kabul etmişti söylediklerini ve dayısının yanına gitmişti. Ama aklı hep sevdiği kişideydi ve bunu bana nasıl yapabildi, diyordu sürekli. Aklı bir türlü almıyordu, eğer söyleyen sevdiği olmasaydı, başkasına inanmazdı bunları duyunca ama söyleyen kişi, canım dediği adamdı. İnanmıştı, inanmak zorunda kalmıştı.

Genç adam bu sürede iyice kötüleşmiş ve hastaneye artık zorunlu olarak yatmıştı. Acilen ameliyat edilmesi gerekiyordu ama ameliyat ücretini bulamamıştı. O hastanede halsiz şekilde uyurken, ailesi de ameliyat parasını bulmaya çalışıyordu. Akrabalarından isteseler de gereken ücreti bulamamışlardı. Durumu her geçen gün kötüleşmişti ve ameliyat zorunlu olmuştu. Parayı yatırmamışlardı ama birkaç senet imzalamıştı ailesi hastaneye ve ameliyatını olabilmişti. Ameliyattan sonra bir süre yoğun bakımda yatmıştı, ailesi çok üzgündü.

Genç kız, dayısının yanında herkes onunla ilgilenmesine rağmen bir türlü bu durumu unutamıyordu ve neden diye sormak istiyordu. Neden yalan söyledin bana diye haykırmak istiyordu.

Artık eve dönmek istiyordu. Dayısı da ailesi de dönmesini istemese de, eve dönmekte kararlıydı genç kız. Dönmüştü, gittiği zamana göre daha iyi sayılırdı ama yine de eski neşesi yoktu. Birkaç gün sonra arkadaşıyla buluşmuşlardı. Arkadaşı da, ayrıldıklarını bilmediği için, sevgilisinin durumunu sordu. O da ne diyorsun sen, dedi. Ne durumundan bahsediyorsun. Kız nasıl bilmiyorsun, sen sevgilisi değil misin, hastanede yatan sevgilinden haberin yok mu? Diye sordu.

Kız şaşkına dönmüştü. Hemen toparlandı ve hastaneye gitti.

Hastanede gencin ailesini gördü. Genç adamın halen uyanmadığını öğrendi, ağlamaya başladı. Çok aptalım, dedi. Nasıl ona inandım. Beni aldatmayacağını biliyordum, çok aptalım çok, diye hıçkırıkları arasında söyleniyordu. Arkadaşı onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Biraz ağladıktan sonra içeri girmek için hemşireden izin almak istiyordu. Hemşire de doktor beye sormadan izin veremem beklemeniz gerek deyince, hayır dedi. O kadar bekleyemem, girmek istiyorum, diye ısrar etti.

Hemşire de dayanamadı ve gir ama çok kalma dedi. Genç kız içeriye girmişti. Sevdiği yatıyordu, sessizce. Ağlamaya başlamıştı odaya girer girmez, yaklaştı yatağına ve uzun uzun yüzüne baktı. Ellini tuttu ve öptü. Bu ilk kez onun elini tutuşuydu. Şimdiye kadar hiç birbirlerine dokunmamışlardı ama onun bu halini görünce dayanamamıştı. Ve içinden şunu geçiriyordu, şuan uyanık olsan bana izin vermezdin, belki kızardın elini tuttum diye, dedi. Gözyaşları içinde yüzüne bakarken, hemşire hanım içeriye girdi ve artık çıkmalısın, dedi.

Odadan çıktı, ayakları zorla ilerliyordu, hiç ama hiç ayrılmak istemiyordu sevdiğinden. Bütün gece yoğun bakım servisinin önünde, beklemişti. Sürekli ağlıyordu, artık gözyaşları bile kalmamıştı. Sabahı zor etmişti, bütün gece Allah’a yalvarmıştı, Sevdiğini kendisine bağışlaması için. Sabaha doğru yorgunluktan uykuya dalmıştı. Bir saat sonra kalktığında, sabah ezanı okunuyordu. Mescide doğru gidip, namaz kılmıştı. Sabah namazlarını çok severdi. Ama bu defa her zamankinden farklıydı. Normalde yatsı namazında ağlardı, sabah namazı daha sakin ve huzur dolu olurdu. Ama bu sabah namazı gözyaşlarıyla dolmuştu seccadesi.

Sürekli dua etmişti, Sevdiğine kavuşmak için. Ve namazını bitirip servise gidince, genç adamın annesinin hem ağlayıp hem gülümser vaziyette gözlerine baktığını gördü. Gözlerini aralamıştı genç adam. Bunu duyunca çok mutlu olmuştu. Genç kız, annesine sarılmıştı ve mutluluk gözyaşlarını akıtmışlardı. Bir süre sonra, duasına karşılık veren Rabb’ine şükür için tekrar secde etmek için, mescidin yolunu tutmuştu. Sanki o her rekât kıldığı namazda gökten şifa iniyordu. Böyle düşündükçe, daha çok namaz kılası, daha çok dua edesi geliyordu.

Birkaç gün boyunca hafifçe gözlerini aralamıştı ama tam olarak uyanamamıştı genç adam.

Bir hafta geçmişti ve artık genç uyanmıştı, servise alınmıştı. Herkes çok mutluydu. Genç adam sevdiği kadını gördüğü için çok mutlu olsa da, onunla nasıl evlenebilecekti, elinde hiç bir şey kalmamıştı ve ameliyat içinde borçlanmışlardı. Kızın ailesinin isteklerini yerine getirmesi zor görünüyordu.

Hastanede zaman geçtikçe biraz daha iyileşmişti. Ve artık ayağa kalkıp yürüyebiliyordu. Birkaç hafta da evde dinlenmesi gerekli dedi doktor. Taburcu oldu ve eve gitti ama tam iyileşmemesine rağmen bir an önce işe başlamak ve ameliyat borcunu ödemek istiyordu.

Evdeyken ziyaretine, Müdür bey ve öğrencisi Ahmet gelmişti. Ahmet’in ona bir müjdesi vardı. Girdiği bir yarışmada birinci olmuştu. Bunu duyunca çok sevinmişti genç adam. Ve Ahmet, yarışmada kazandığı parayı hocasına vermek istemişti, ama hocası hayır, senin ihtiyacın olacak bu yüzden kabul edemem, diye reddetti. Ahmet de, hocam babamın durumu düzeldi, işlerini yoluna koydu, artık ihtiyacımız yok. Alın ne olursunuz, sizin sayenizde kazandım ben bu yarışmayı dedi.

Müdür bey de ısrar edince yarışmada kazanılan ödülle ameliyat borcunu kapatmışlardı. Bir nebze içi rahatlasa da, şimdi sıfırdan nasıl para kazanıp evlenecekti, bunu düşündükçe morali bozluyordu. Genç kızın ailesi, ziyaretine gelmişti. İkisinin de birbirlerine olan sevgisini fark eden ailesi, isteklerinden vazgeçmişlerdi ve sade bir nikâhla evlenebilecekleri haberini vermişti.

Ve yine bir Sabrın sonu, Güzel bir Şükürle sonlanmıştı… Allah’a dayanan hiçbir kul çaresiz kalmazdı, biliyorlardı ama bunu yaşayarak idrak etme fırsatı yakalamışlardı…  Yeni kuracağı yuvasında ailesiyle birlikte, yeni mücadelelerin içine girip, Allah için yaşamaya devam etmişlerdi…

İmtihan denizi bir dalgalanır, bir durulur, yeter ki Sabretmeyi bilelim… Allah kulundan habersiz değildir… Sadece kulunun kalbindeki imanını pişirmek için dert verir…

Yazar: Derya TURKAY

Hakkında admin

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top