Anasayfa / Dini Kıssalar / İran’ın Fethi Hz Ömer

İran’ın Fethi Hz Ömer

İran’ın Fethi Hz Ömer

Hz Ömer halifedir. İslam ordusu Sad bin Ebi Vakkas Komutasında İran sınırlarına dayanmıştır. O dönemin iki süper gücünden biridir İran… Bir Afrika ülkesinin, Rusya ya savaş açması gibi, Bir manzara vardır ortada…

İran komutanı Rüstem, Bunlar çadırlarda yaşayan Bedevi bir topluluk, giyinmeyi, yemeyi bilmezler. Hangi akılla buralara kadar gelmişler, der. Rüstem komutanlarını toplar. Benim bir fikrim var, savaş yapmadan, hiç külfete girmeden, bu Arapları buradan göndere bilirim, der.

Atalarımızın hikmetli sözleri arasında, şunları görmek mümkün; kahramanlık, şecaat iki çeşittir. Birisi kendi bölge uzunluğuna bakıp aldanan cahilin kahramanlığı ki, bu keçinin kahramanlığıdır. İkincisi ise gerçekten kendi Azim ve gücünü bilenin Kahramanlığıdır; filin kahramanlığı gibi… Keçi onun hortumunun yanından geçse bile aldırmaz. Yani İran komutanı devletin büyüklüğüne, askerin çokluğuna, medeniyetine, parasına vs. çok güveniyordu.

Rüstem’in fikri şuydu:

  • Komutanlık çadırımı süsleyin. Bunun üzerine; altın ve zümrüt döşeli bir taht kurulur çadıra. Yerlere ipek halılar serilir, sütunlar süslenir. Devletin bütün ihtişamı o çadıra yansıtılır. Ve sonra biz Müslümanlardan bize buraya neden geldiklerini anlatacak bir elçi çağırırız. O kişi bu çadırdaki ihtişamı görünce, kiminle uğraştıklarını anlayıp geri ülkelerine dönerler, der.

Fikir herkesin kafasına yatar. Savaşırsak kazanacak ama masrafa gerek yok, derler.

İran'ın Fethi Hz Ömer

İran’ın Fethi Hz Ömer

Rüstem ertesi gün elçisini İslam komutanına gönderir. Rüstem sizden, Müslümanların savaştaki gayelerini dile getirecek bir temsilci istiyor, der. İslam kumandanı, gözüne ilişen ilk askeri durdurur. Git Rüstem’le görüş, ne istiyor öğren, der. Durumu takip eden Rüstem’in elçisi kendisiyle gelmek için seçilen Rebi bin Amr’a şöyle bir bakar. Gelecek kişi kılık kıyafeti itibariyle, gözleri dolduracak, kendilerini memnun edecek biri değildir.  Elbisesi vücuduna sarmış olduğu bir bez parçası ve beline bağladığı bir ipten ibarettir. Silahı ise belindeki ipe asılmış bir kılıç ve elinde taşıdığı bir mızrak atı cılız ve eğersiz bir şekilde, sıradan bir nefer gibi görünmektedir. Rüstem’in beğeneceği bir tip yoktur. Rüstem’in elçisi İslam ordu kumandanının yüzüne bakar, Ordu kumandanımıza göndereceğiniz kişi bu mudur? Der. Evet, derler. Öğreneceğin her şey Onda var…

Rebi bin Amr atına biner. Hiçbir talimat almadan yola çıkarlar. Rüstem’in elçisi buna da çok şaşırmıştır. Yol boyu hiç konuşmadan çadırın önüne varmışlardır. Rebi bin Amr çadırın kapısına geldiğinde durumu fark etmiştir, bir sirk kurulmuştur çadırda… Rebi bin Amr atından iner. Atının yularını çadırın direğine öyle sert bir şekilde bağlar ki ince ipekten olan kılıfı parçalanır. Sonra mızrağın sivri ucunu yere süre süre Rüstem’e doğru ilerler.

Sahneyi gözümüzde canlandıralım; Herkes sizin daha önce hiç görmediğiniz dünya malına nasıl bakacağınızı, hayretinizi merak ediyor. Hani yeni bir ev alıp da İçini süsleyen ailenin gelen misafirin hayranlığını beklediği gibi… Ama Rebi mızrakla ipek halıyı Parçalayarak ilerliyor. Karşısına bakıyor. Kafasını sağa sola çevirmiyor Adeta sizin saltanatınız Benim ayaklarımın altında diyor. Rebi Rüstem’in tahtının yanına oturur.  Rüstem’in adamları harekete geçip Rebi’yi oradan kaldırdılar. Rebi size ne oluyor dedi. Ben kendiliğimden gelmedim. Siz beni davet ettiniz.  Bırakın da istediğim yerde oturayım dedi. Sonra Rebi’yi oturduğu yerde bıraktılar.

Rüstem sordu: Sizi ülkemize getiren nedir? Rebi şöyle cevaplar: Bizi buraya getiren Allah’tır. Esas vazifemiz, insanları insanlara tapmaktan kurtarıp, Allah’ın ibadetine, dünyanın darlığından dünyanın genişliğine ve batıl dinlerin zulmünden İslam adaletine kavuşturmaktır. O’nun dinini kabul edeni bırakıp gideriz. Savaştan başka hiçbir şeyi kabul etmeyenlerle de Cennet ya da zaferi kazanıncaya kadar savaşırız.

Rüstem, Rebi’ye der ki; tamam biz düşüncenizi anladık. Bize düşünme fırsatı verir misiniz? Rebi cevap verir: Resulullah bizim için bir düstur çizmiştir. Biz üç günden fazla izin vermeyiz. Şimdi düşün, dördüncü günde üç şıktan birini seç.

  • Ya İslam’ı seç sizi bırakıp gidelim.
  • Ya cizye vermeyi kabul et.
  • Ya da savaşmayı tercih et.

Rüstem bir nefer nasıl bu kadar yetkili olabilir diye dehşet içinde kalır. Yoksa sen Rebi büyük bir komutan mısın? diye sorar.

Hayır, der Rebi. Biz Müslümanlar hepimiz tek bir vücut gibiyiz. Rüstem, Rebi’yi gönderir. Arkadaşlarına bakıp, biz ne için çağırdık neyle karşılaştık, der.

Planları tutmamıştır. Rüstem itiraf eder: bu adamın söylediği sözleri daha önce hiç duymadım. Onlar servete, ziynete ve elbiselere bakmıyorlar. Onların baktıkları, insan, söz ve fikirdir. Bunların karşısında hiçbir şey duramaz. Zafer anahtarı ellerindedir, demiştir.

Ertesi gün savaş başlar. İran medeniyeti fethedilir…

Sohbet Yazarımız: Für

iSLami Sohbet Sitesi.

Hakkında admin

Bir yorum

  1. İnanç dolu bir insan zafer dolu bir insandır. Allah inanan ve kendine dayanan herkesin yardımcısıdır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top