Anasayfa / Genel / Kötülüğe Karşı İyilikle Mücadele Etmek
Kötülüğe Karşı İyilikle Mücadele Etmek

Kötülüğe Karşı İyilikle Mücadele Etmek

Kötülüğe Karşı İyilikle Mücadele Etmek

Mümin için bazı temel ahlaki özellikler vardır. Bunlar adalet, merhamet, doğruluk, iyilik vs tüm güzel hallerdir. Bu sebeple hal ve tavırlarını bu özelliklerin çerçevesinde sürdürmektedir.

Öncelikle her Mümin her olay karşısında ilk baktığı yer kendi nefsi olmalıdır. Ve her meselenin kendine bakan yönüyle ilgilenmelidir.  Maide 105. Ayette de geçtiği üzere Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez…

Ne diyor bize bu ayet?

Ey iman Edenler! Ey Müslümanlar! Siz, kendinize bakın. Sizler kendi nefislerinizle ilgilenin. Kendi hata ve kusurlarınızla ilgilenin. Başkalarının kusurlarına, hatalarına odaklanmayın, araştırmayın. Sizi kurtaracak olan kendi iç muhasebenizdir. Başkalarını sorgulamanız, kınamanız, eleştirmeniz size faydası yoktur. Sadece düşüncelerimizde yer edilmiş bilgileri tekrarlamakla olmayacak, bizlerin kendi nefislerindeki payı görüp değiştirmedikçe nereye varabiliriz? Başkalarını suçlayarak, başkalarının kusurlarını konuşarak, nefsimizi temiz göstermeye çalışmakla bu yolda ilerlenemez. Bakın ne diyor Nisa Suresi 49. Ayette; Kendilerini temize çıkaranlara ne dersin! Hayır, Allah dilediğini temize çıkarır ve kimseye kıl payı kadar haksızlık olmaz.

Amacımız nefsimizi temize çıkarmak, hatamızı ört pas edip başkalarıyla uğraşmak olamaz. Ama ne yazık ki günümüzde herkes kendi nefislerini temize çıkarmak için uğraşıyor karşıdakini suçlayarak… Oysa olması gereken şey kendi nefsimize karşı savcı olmak, başkasının nefsine karşı da avukat olmaktır. Aksi halde nefis bizi ancak kör ve sağır eder ve nefsimizi temizlemeye çalıştıkça bahanelerle kibir ve vesveselerle günaha batarız. Ne diyor Nisa suresi 50. Ayette; Bu onlara apaçık bir günah olarak yeter!

kötülüğe iyilikle muamele etmek

Yine Kuran’ı Kerim’den çok bilinen Kabil ile Habil’in sözlerine bakarsak olaylar karşısında nasıl bir tavır takınmamız gerektiğini anlayacağız…

Maide Suresi 27 

Onlara Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden “Andolsun, Seni öldüreceğim” dedi. Diğeri de “ Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder” dedi ve ekledi. “Andolsun ki sen, bana elini uzatsan da, ben sana öldürmek için el uzatacak değilim. Ben, Âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım…

Ne kadar güzel ve açıklayacağı bir olay. Ve Allah bu olayın bizzat gerçekliğini söylüyor ayetin başında. Kabil kurbanı reddedilince kardeşi Habil’i öldürmek istemişti. İşte burda asıl mesele Habil olmaktı. Habil ne demişti? Andolsun ki, Sen beni öldürmeye yeltensen de, bana zarar vermek istesen de, beni üzmek istesen de ben bunu yapmam! Yapamam çünkü ben Âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım, hayâ ederim…

Neden bir zalime karşı tavrı bu kadar inceydi Habil’in?

Çünkü Allah’ın yeryüzünde iyiliğin hâkim olmasını istediğini idrak edebilmişti. Kinle nefretle kötülükle ancak karmaşa olacaktı. Sabırla, anlayışla, iyilikle ancak kazanılabilirdi.

Fussilet Suresi 34. Ayette bakın Rabb’imiz ne diyor bizlere: İyilikle kötülük bir olmaz, Sen kötülüğü en güzel şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.

İyilik kötülükle nasıl bir olsun ki. İyilik bahçelerde güller açtırır. En çorak topraklar da güller bitirir. Lakin kötülük, ancak yakar yıkar, kurutur ve yok eder. Bu yüzden Rabb’imiz de kullarının iyilikle yaşamasını, iyilik için Sabretmelerini ve mücadele etmelerini istemektedir. Bunu da kendisine iman etmiş Mümin kullarının elleriyle dünyaya yaymasını ve iyiliği hâkim kılmasını ister.

(Fussilet 35) Ve ayetin devamında ne buyuru Rabb’imiz bize; Bu güzel davranışa ancak Sabredenler kavuşturulur. Buna ancak hayırdan büyük nasibi olanlar kavuşturulur…

Allah’ın bu durumu nasıl gördüğünü ayet bizlere söylüyor. Bu halin bir eziyet değil, bir Rahmet olduğunu, bu davranışlarla Allah’ın Sabırlı, Hayırlı kulları olabileceğimizi, makamımızın yükseleceğini, takva ehli kimselerden olacağımızı müjdeliyor. Bu Sabredişin o an dünyamıza hiçbir şey katmadığını görsek de Allah katında ne kadar güzel bir noktada olduğumuzu gözlerimizin önüne seriyor. Kim bu konuma erişmek istemez ki?

Hemen ardından başka bir ayette yine bu hal için başka bir müjde görüyoruz.

Kasas Suresi 54’ de Allah şöyle buyuruyor:

İşte onlara, Sabretmelerinden ötürü, mükâfatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar…

İşte bu Sabrın Sonunda 2 katı bir ödül var. Kim bu müjdelere mazhar olmak istemez ki… O halde zarara karşı zararla cevap vermek doğru değildir. Asıl olan kötülüğe karşı bile iyilikle muamele etmektir. Ne demiş atalarımız: İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı… Maharet ister bu hal lakin Allah’ın rızasına da zaten hep maharetli yollardan gidilir…

Ve başka bir ayetle konumuza devam edelim. Mümin suresi 96. Ayette ne buyuruyor Allah: Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz…

Yani hakkında iftira mı atıyorlar, yalan yanlış mı konuşuyorlar, dedikodu mu yapıyorlar. Falanca şöyle böyle mi diyorlar. Bunları takma çünkü asıl olan bizim bildiklerimiz. Ve biz biliyoruz ki Sen öyle değilsin…

Dünya mükemmel işlesin istiyoruz. Her şey çok adil, çok güzel olsun diyoruz. Eğer bu isteğimiz olsaydı dünyada ahirete gerek kalmazdı, dünya zaten cennet olurdu.

Mümin insan, kâmil insan bilmelidir ki bu dünya geçici bir dünya, asl olan da ahirettir. Ebedi mekânlarımız ahirette olacak. Dünya hayatımız ancak ahiret için ektiğimiz bir tarla, geçip gittiğimiz bir yol, geçici bir mesken yeridir. Ve bizler tarlamızda ektiğimiz ürünlerimizi ahirette almaya gideceğiz.

Ve aklımıza olur da şu sorular geliyorsa, onu da bildirelim. Bu ayetler o dönemi anlatıyordu, şuan bunlar olmuyor vs diyebilirsiniz. Lakin bu ayetlerin karşısında Müşrikler vardı. Cahiliye dönemi insanları, zalimleri vardı. Yani bir düşünelim. Allah kâfire bile bu denli bir tavır sergilememizi istiyorsa, Mümin kardeşlerimize nasıl davranmamızı isterdi?

Diğer bir ayette şöyle geçer Fetih suresinde; Muhammed sav Allah’ın elçisidir. Onunla beraber bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler…

İşte Allah’ın kâfire karşı çetin, zorlu duruşumuzda bile merhamet arzusu var. Müslüman kardeşimize de elbette bundan çok daha dikkatli ve iyi olmamız gerekir. Yani nefsimizi temize çıkarmaya çalışıp da iyilikten geri durmak, karşımızdakinden çok bize zarar verir.

Yazan: Vahdet

Vahdet’in Diğer Yazıları:

Kulluk ipimiz Kimlerin Elinde

Allah için Hicret Nasıl Olmalı

İslam da Mehir Konusunun Detayları

Hakkında imtihan

2 yorum

  1. Öncelikle Selamun Aleyküm.
    Vahdet hocam kaleme aldığı bu guzel faydalı konuyu okudum emeğine yüreğine sağlık Başarılar in devamını diliyorum
    Selam ve dua ile..
    Imtihan teşekkürler ediyorum bacim sanada ayriyeten.

    • ve aleykum Selam ve Rahmetullah
      rica ederim EzeL)
      Bence de Vahdet’in yazıları içerik olarak dolu dolu oluyor. Özellikle de sohbetlerini Kuran ve hadis kökenli yaptığı için kalbi tatmin eden bir yapıda. Rabb’im ilmini iki dünyaya da hayırlı oalcak şekilde arttırsın…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top