Anasayfa / Genel / Yaşanmış Hikaye Kısa

Yaşanmış Hikaye Kısa

Yaşanmış Hikaye Kısa

Meryem Hemşire

Hastane koridorunda inilti sesleri yayılıyordu. Diğer odalardaki hastalar merakla koridora çıkıp, sağa sola bakıyorlardı. Meryem hemşire de sesle birlikte irkilmişti. Koridorda ilerleyip sesin geldiği odaya doğru gitti. 306 numaralı odadan ses geliyordu. Odanın kapısı aralıktı. İçeri girdiğinde hastanın yanında Doktor Mehmet Beyi gördü. Merakı daha da artmıştı. Odada ilerledi ve hocam, bir şey mi var, ne oldu diye sordu. Mehmet Bey yüzünü Meryem hemşireye döndü. Asık bir yüz ifadesiyle biraz da kızgınca baktı. Cevap vermeden odadan ayrıldı.

Meryem hemşire bu duruma alışıktı, alışık olmasına da, yine de morali bozulmuştu. Hastalara belli etmeden, geçmiş olsun, deyip çıktı. Gözleri dolmuştu. Çok hassas bir yapıdaydı. Lavaboya gidip yüzünü yıkadı ve hemşire odasına girdi. Arkadaşlarına belli etmemek için gülümsedi.

Herkes Meryem hemşireyi çok severdi. Çok sevecen ve hoşgörülü biriydi. İnsanlarla konuşurken hep yakın bir arkadaşı, kardeşi, annesi, babası gibi ilgili davranırdı. Birkaç dakika bile görmek onun bu sevgi dolu kalbini fark etmeye yetiyordu. Bir tek Mehmet Bey, kendisine karşı soğuk ve ilgisiz davranıyordu. Bu soğukluk, onun bu suskun hali, Meryem hemşireyi hem rahatsız ediyor hem de Mehmet Beyin hayatını merak etmesine sebep oluyordu. Neler yaşamıştı, neden insanlarla bu denli mesafeliydi.

Az önce hastanın odasında neler yaşanmıştı, bu da aklına takılmıştı. Evet, soğuk ve mesafeli biriydi ama neden bu kadar öfkelenmişti. İlk defa onu bu denli sinirli görmüştü. Bunun da ötesinde o bakışında öfkenin ardında başka bir duygu vardı, bunu hissedebilmişti. Ama neydi o duygunun adı, bir türlü bulamıyordu.

Hastaları ziyaret etmenin vakti gelmişti. İlaçlarını verip, tansiyon, nabız ölçme işlemleri için her iki saatte bir odaları gezerdi. Gerekli malzemeleri alıp odaları gezecekti ama merakı onu ilk olarak 306 numaralı odaya yönlendirmişti. Bir yolunu bulup sormak istiyordu. Neler konuşulmuştu ve Mehmet Bey neden bu kadar öfkeliydi. Kapıyı çaldı içeri girdi. Hasta uyuyordu, uyandırmadan nabzını, tansiyonunu ölçtü ve başında duran annesiyle konuşmaya başladılar.

Konuşturmak için özel bir çabaya gerek yoktu. Meryem hemşire her zaman ilgili ve konuşkan olduğu için onu gören hastalarda, hasta yakınları da sohbet etmeyi çok seviyordu. Bu yüzden normal bir hemşirenin bir odada geçirdiği zaman bir dakika olurken, onun ki bazen on dakikayı buluyordu. İnsanları kırmayı hiç sevmediği için, acil işi olmadıkça onları dinler ve umut vermeye çalışırdı.

Oğlunuz bugün nasıl oldu, ağrısı çok muydu, dedi. Kadın da ağrısının olduğunu ve doktorun acilen ameliyat olması gerektiğini söyledi. Ama ameliyat olmamakta direniyordu genç. Hastalığı epeyce ilerlemişti. Neden ameliyat olmak istemiyor oğlunuz diye sordu. Kadın da, kızım benim kocam yok, oğlum liseye gidiyorken vefat etti. Bize çalışıp o bakıyor, ameliyatı da ağır bir ameliyat ve uzun süre çalışamayabilir, bu yüzden oğlum ameliyat olmak istemiyor. Doktor Bey de buna kızdı. Kısmen anlamıştı, nedenini ama halen tam anlam veremiyordu. Odadan çıktı, diğer odaları da gezdikten sonra, hemşire odasına geçti.

Hasta gencin dosyasını eline aldı ve hastalığı hakkında ki bilgileri okumaya başladı. Gencin durumu gerçekten ağırdı. Ameliyat olması gerekiyordu ama nice böyle hastalar vardı. Neden hasta ameliyat olmuyor diye bu kadar sinirlenmişti. Belki de çok duygusal biri diye düşündü. O soğuk yapısının arkasına gizlediği çok merhametli bir kalp taşıyordu. Aslında bunu zaten hep düşünürdü. Ne kadar öfkeli, soğuk görünse de hastalarının sağlığı hakkında çok titiz ve duyarlı şekilde görevini yapardı. Sadece duygularını yansıtmadığı için, onun bu özverili çalışması dikkat çekmiyordu.

Gün bitmişti hazırlanıp eve gidecekti. Hemşire odasından çantasını alıp çıktı. Koridordan geçti ve asansöre doğru ilerledi. Asansörün önünde Mehmet Bey bekliyordu. Sessizce ilerledi ve asansörünü düğmesine hafifçe bastı. Merhaba, desem mi, yada ne söylesem diye düşündü. Bir şey bulamadı ve sustu. Asansör gelmişti, bindiler ikisi de. Yüzüne dahi bakmıyordu Meryem hemşirenin. Meryem hemşire ise, Onun kendine bakmadığını bildiği için dikkatlice ona baktı. Bugün ki öfkeli o bakışı aklından çıkmıyordu. Mehmet Beyin saçları kırlaşmaya başlamıştı. Yaşı 45 civarıydı, tam olarak bilmiyordu ama öyle tahmin ediyordu. Evli miydi, bekar mıydı ya da çocukları var mıydı, diye düşündü. Evlidir herhalde dedi kendi kendine. Asansör durmuştu ve inmişlerdi. Mehmet Bey hızlıca koridordan geçip hastanenin dışına çıktı. Meryem hemşire yavaşça koridorda ilerleyip dışarı çıktığında O arabasının yanına çoktan ulaşmıştı.

Meryem hemşire durağa doğru ilerledi. Otobüsü beklemeye başladı. Hava kararmıştı, durakta birkaç genç kendi arasında konuşup gülüyorlardı. Meryem hemşire onlara bakmıyordu, ama onlar gülüşme seslerini iyice yükseltip abuk subuk konuşmalara başlamışlardı. Bunu arabasında bekleyen Mehmet Bey, fark etmiş olacak ki, durağa doğru arabasıyla gelip, Meryem hemşireye; Hadi bin, dedi. Meryem hemşire bir şey söylemeden sessizce bindi arabasına. Bir süre konuşmadılar. Meryem hemşire teşekkür dahi edemiyordu, ne kadar öfkeli de olsa, onu o halde bırakmadığına sevinmişti. Mehmet Bey konuşmaya başladı. Eviniz nerde söylerseniz, sizi bırakayım, dedi. Meryem hemşire daldığı için soruyu anlamamıştı. Efendim, dedi. Mehmet Bey tekrarladı sözlerini, eviniz diyorum, nerdeyse söyleyin de oraya bırakayım sizi…

Meryem hemşire de adresini söyledi. Evine yakın bir marketin orda inebileceğini söyledi. Söylediği marketin önüne gelmişlerdi. İyi geceler ve getirdiğiniz için teşekkür ederim, deyip araçtan indi. Mehmet Bey yoluna devam etti. Bir süre marketin kapısında arabanın gittiği yöne doğru bakarken daldı. İçinde o asabi adama karşı bir duygu oluşmuştu. Onun hakkında merakı da iyice artmıştı. Markete girdi, alışveriş yaptı ve evine doğru gitti.

Yalnız yaşıyordu, ailesi başka şehirdeydi. Yalnızlığı hiç sevmediği halde, yalnız yaşamak zorunda kalmıştı. 36 yaşına girecekti, arkadaşlarının çoğu evlenmiş, çocukları olmuştu. Ama O bir türlü istediği insanı bulduğuna inanmadığı için yalnız kalmayı seçmişti. Kendisini etkileyen biri de çıkmamıştı bu zamana kadar.

Yemeğini yedikten sonra kısa bir program izledi. Programdan sıkılınca televizyonu kapattı. Eline bir roman aldı ve okumaya başladı. Genelde aşk romanları okumayı ve hayal etmeyi severdi. Kendisinin de bir gün canından çok seveceği adamı bulacağına inanıyordu. Gerçi zaman geçtikçe, bu inancını yitirmeye başlamıştı. Belki de diyordu, benim kaderimde evlilik yoktur. Hayırlısı diyordu ve hüznünü örtüyordu ama yalnızlık son iki yıldır kendine ağır gelmişti. Ne kadar nasip dese de, kalbi bir türlü tatmin olmuyordu.

Sabah uyanmıştı ilk ışıklarla, kahvaltısını hazırlayıp yaptıktan sonra, hazırlanmıştı. Çantasını alıp, dışarı çıktı ve hastaneye gitmek için otobüse bindi. Otobüste ayaktaydı, arka koltukta kendi yaşlarında geç bir adam, buyurun şöyle oturun, dedi. Gencin yerine oturdu. Hafif tebessüm edip, teşekkür etti. Genç konuşmaya çalışıyordu, Meryem’le. Meryem de çok göz teması kurmadan kısa cevaplar veriyordu. Hastaneye vardıklarında, ikisi de indiler. Gencin hasta ziyaretine geldiğini öğrendi. İyi günler deyip, kendi bölümünün bulunduğu yere gitti. Yine yoğun bir gündü. Belki beş on dakika bile dinlenmeye fırsatı olmamıştı. Mehmet Bey’in bugün izin günü olduğu için onu görmemişti. Akşam eve döndü. Yine evinde yalnızlığı ve romanlarıyla baş başaydı.

Sabah olmuştu. Otobüse tekrar bindiğinde, aynı genci yine gördü. Genç, Meryem’e tebessüm etti ve yanını gösterip, oturmasını istedi. Meryem de yanına oturdu ve yol boyunca sohbet ettiler. Düne göre daha rahattı. Sohbet de daha uzun sürmüştü, hastane durağını bile kaçıracaklardı nerdeyse… Otobüsten son dakika da indikten sonra, birlikte hastaneye doğru gittiler. Genç Meryem’in hemşire olduğunu hissetmişti. Bu yüzden çok yakın olmadığı halde, sabahın erken saatinde, Meryem hemşireyle karşılaşabilmek için aynı saatte otobüse binmişti. Hangi bölümde olduğunu öğrenmişti. İsmini de artık biliyordu.

Meryem hemşire kendi servisine ilerledi. O da yakınlarının yanına tekrar gitti. Birkaç gün böyle sürmüştü. Meryem hemşireyi görmek için sabah aynı otobüse binmiş ve yol boyunca sohbet etmişlerdi. Telefon numarasını almayı çok istiyordu, genç adam ama bunu ona söyleyemezdi şuan. En iyisi dedi, şuan onunla konuşabileceğim başka bir yer bulayım. Konuyu sosyal ağlara getirdi ve face filan olup olmadığını sordu. Meryem hemşire de olduğunu fakat çok kullanmadığını söyledi. Birbirlerini eklemeye karar verdiler. Akşamları, genç adam Meryem hemşireye Selam veriyordu, bazen güzel bir fotoğraf, bazen bir şiir bazen de bir hikâye bulup yolluyordu. Kendince konuşma bahanesi oluşturuyordu. Bu şekilde sohbetleri sürmeye devam ediyordu.

Yaşanmış Hikaye Kısa

Yaşanmış Hikaye Kısa

Hastaneden çıkışı yapılan genç tekrar fenalaşıp, servise yatmıştı. Mehmet Bey genci tekrar görünce yüzü tekrar düştü. Gence kızarak neyi bekliyorsun, ameliyat olmak zorundasın bu defa, hastaneden çıkmana izin vermeyeceğim, dedi. Meryem hemşire bu ısrarı haklı buluyordu ama yine de özel bir nedeni var mıydı, neden bu kadar baskı yapıyordu bu gence diye merak ediyordu.

Hastane odasına gittiğinde, hemşire arkadaşlarının Mehmet Beyden bahsettiklerini fark edince, gizlice onları dinlemeye başladı. Hemşirelerden biri Mehmet Bey ne kadar da sinirli ve soğuk değil mi, diyordu. Diğeri de evet öyle ama onun yaşadıklarını bizde yaşasak belki bizlerde böyle olurduk diye cevap verdi. Diğer hemşire ne yaşamış ki, diye sordu merakla. Tam da Meryem hemşirenin sormak istediği soruydu, eğer ki arkadaşı sormasaydı belki de aniden soru ağzından çıkacaktı, zor tutmuştu kendini…

Hemşire arkadaşı anlatmaya başladı. Mehmet Bey’in 16 yaşında bir oğlunu hastalıktan kaybettiğini ve ardından da eşinin üzüntüyle vefat ettiğini anlattı. Meryem hemşire hüzünlenmişti, duydukları karşısında… Odadan sessizce çıktı, yüzündeki ifadeyi arkadaşlarının görmemesi gerekirdi. Lavaboya gitti ve tutamadığı gözyaşlarını sildikten sonra yüzünü yıkadı. Mehmet Beyin yaşadıkları ağırdı ve kendisi de duygusal biriydi ama bu gözyaşları… Bu gözyaşları farklı akmıştı, sanki o acıyı yaşayan tanıdığı bir doktor değildi, çok yakın olduğu biriydi.

Birkaç gün boyunca bu hüznü içinden atamadı, otobüste karşılaştığı gençle de muhabbetini azaltmış, ilk konuştukları andaki gibi kısa cevaplarla geçiştirir olmuştu. Genç, Meryem’in kendisine mesafeli olmasından rahatsız olmuştu. O’na ilgi duyuyordu. O’na bunu ifade etmek istiyordu ama nasıl söyleyecekti, iyice mesafeli davranmaya ve az konuşmaya başlamışlardı. Yine bir gün hastaneye gitmeye karar verdi ve Meryem hemşirenin çıkış saatinde, kapıda karşılaşmışlar gibi yaptı. Selamlaştılar, Meryem hemşireyle biraz sohbet ettikten sonra, Meryem hemşire tam gidecekken, çok açım, dedi. Birlikte yemek yiyelim mi, diye sordu. Meryem hemşirenin hayır diyeceğini fark edince, ısrar etti. Lütfen uzun sürmez, yalnız yemek yemeyi sevmiyorum. Eğer siz eşlik etmezseniz, bu gece yemek yemeden uyuyacağım, sanırım diyerek onu ikna etmeye çalıştı. Gencin teklifini kabul etti, hastanenin çıkışına ilerlerken, Mehmet Beyin onlara baktığını fark etti. Tam Selam vermek için gidecekti ki, Mehmet Bey arkasını dönüp hızlıca arabasına bindi.

Meryem hemşirenin morali bozulmuştu yine ama belli etmemeye çalıştı. Yemeğe gittiler ve sohbet etmeye başladılar, zaman geçtikçe morali biraz düzelmeye başlamıştı. Genç adam, Meryem hemşireyi güldürmek için elinden geleni yapıyordu. Gece ilerledi ve Meryem artık kalkması gerektiğini söyledi ve müsaade istedi. Genç adam da ben de sizinle birlikte geleyim, ne de olsa aynı güzergâhta yolumuz.

Meryem hazırlandı, genç adam da hesabı ödedikten sonra çıktılar. Otobüse bindiler, yol boyunca sohbet devam etmişti. Meryem yine marketin orada ki durakta vedalaşıp indi. Markete uğradıktan sonra eve gitti. Yorucu bir geceydi. Bir an önce duş alıp uyumak istiyordu. Üzerini değişti, gazeteye göz attıktan sonra odasına geçip uyudu.

Bir hafta daha geçmişti bu şekilde, hastanedeki genç Mehmet Beyin ısrarlarına dayanamayıp ameliyatını olmuştu. Mehmet Bey ailesine maddi destek sağlamıştı. Genç, ameliyat sonrası kendini toparladıkça, Mehmet Beyin de morali git gide düzelmişti.

Haftalar geçmişti, otobüsteki gençle sohbetleri sürüyordu. İyi birer arkadaş olmuşlardı. Bir Perşembe günü sabah erkenden hastaneye gitmişti yine. Bugün içinde bir sıkıntı oluşmuştu. Hatta dün gece başlamıştı, ama sebebini bir türlü anlamıyordu. Hastaları sabah gezdikten sonra, Mehmet Beyin odasına gidip bir şey soracaktı. Mehmet Bey odasında yoktu, hemşire odasına döndü. Hemşire arkadaşı da yine on beş dakika geç gelmişti. İçeriye heyecanla girdi ve Meryem’e duydun mu, dedi. Neyi duydum mu, diye sorunca. Demek haberin yok. Mehmet Bey var ya dün gece kaza geçirmiş. Acil ameliyata almışlar. Durumu iyi değilmiş, dedi.

Meryem hemşire şaşkınlıkla donup kalmıştı. Dünden beri içindeki sıkıntının sebebini şimdi daha iyi anlıyordu. Arkadaşına şuan nerde diye sordu, yoğun bakım da olduğunu öğrenince, yanına gitti. Annesi kapıda bekliyordu. Mehmet Beyin durumu nasıl, dedi. O da ağlayarak, kötü dedi. Meryem hemşireye sarıldı ve ağlamaya devam etti. Meryem hemşire de ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Bir yandan da Mehmet Beyin annesini teselli etmeye çalışıyordu. Bir süre konuştuktan sonra, Mehmet Beyin yattığı odaya girdi ve ona uzunca baktı. Gözleri dolmuştu, onu orda öyle görmek, içini acıtmıştı. Gözyaşlarını sildi ve hemşire arkadaşının yanına gidip hakkında bilgi aldı. Ameliyatının başarılı geçtiğini öğrendi. Yalnız bir süre çalışamayacağını, hastanede yatması gerektiğini söyledi.

Mesaisi bitmişti eve gitmek için hazırlandı, gitmeden Mehmet Beyin yanına uğradığında, uyandığını ve servise alındığını öğrendi. Mutlu olmuştu, ama yanına bu gece gitmeye cesaret edememişti. Yarın uğrarım diye düşündü. Kapıda yine genç arkadaşıyla karşılaştı. Bir süredir kapıda onu beklediğini öğrendi. Birlikte yemeğe gittiler ve sonra da eve geçti.

Sabah ilk iş olarak Mehmet Beyin yanına gidecekti, erkenden hazırlanıp çıktı. Mehmet Beyin odasına gitti. İçeriye girerken tedirgindi ama bunu belli etmek istemiyordu. Mehmet Beye geçmiş olsun, dedi. Mehmet Bey de her zaman ki gibi soğuk bir ifadeyle, sağ ol, dedi. Annesiyle bir süre sohbet ettikten sonra servisine geçti. Bir süre Mehmet beyin kaza yüzünden yürüyemeyeceğini öğrenince üzülmüştü ama onun yanında olmaya kararlıydı.

Her gün mutlaka sabah, öğlen arası ve akşam çıkışta yanlarına uğruyordu. Mehmet Beyle de az da olsa sohbet edebilmeyi başarmıştı. Mehmet Bey eskisi kadar, sinirli bakmıyordu Meryem’e. Annesi de Meryem’i çok sevmişti.

Mehmet Bey gün geçtikçe iyiye gidiyordu, yürümekte eskisi kadar zorlanmıyordu. Birbirlerine de bu hastalık sürecinde iyice yakınlaşmışlardı. Hastaneden taburcu olmuştu artık Mehmet Bey. Bir süre de evinde istirahat etmeliydi. Haftanın tatil günlerinde ve bazı akşamlar ziyaretine gidiyordu. Onunla ilgilenmeye başladığı sürede gence de zaman ayırmamaya başlamıştı.

Genç adam, onun kendinden uzaklaşmasına karşı hem üzülüyordu hem de hayatında biri olup olmadığını merak ediyordu. Mehmet Beyden sık sık bahsediyordu, Meryem. Bu yüzden onunla arasında bir şey olabileceğini düşünüyordu. Bir gün, yine iş çıkış saatinde hastanenin oraya gelmişti. Meryem’e Selam vermişti. Yemeğe gidelim deyince, Hayır ben Mehmet Beyi ziyarete gideceğim, cevabını duyunca çok sinirlenmişti. Hiç bir şey söylemeden oradan uzaklaştı. Artık emin olmuştu, Mehmet Beyden hoşlandığından. Bu düşünce çok zoruna gitmişti. İçindeki öfkeyi atamıyordu. Bir dedikodu yaymaya karar verdi hastanede. Meryem’le birlikte olduğuna dair…

Hastanede Meryem’i sevmeyen bir arkadaşını buldu ve ona yalan yanlış şeyler söylemişti. Bu söylenti kısa sürede hastane koridorlarında çalkalanmaya başlamıştı. Mehmet Bey de hastaneye dönmüştü artık. Söylentileri o da duyunca, çok sinirlenmişti. Meryem’e ilgi duymaya başlamıştı, uzun zaman sonra bir kadına yakınlaşabileceğini düşünürken, onun bu yaptığı, affedilemez diye düşündü.

Meryem de dedikoduları öğrenince, şaşkınlık içinde kaldı. Bu da nerden çıkmıştı. Öğrenir öğrenmez, Mehmet Beyin odasına koştu. Durumu açıklamaya çalışacaktı ama Mehmet Bey, yine o öfkeli soğuk maskesine bürünmüştü. Yüzüne dahi bakmıyordu, Meryem’in. Konuşmasına da izin vermeden, işiniz yoksa çıkabilirsiniz odadan, dedi. Meryem neye uğradığını şaşırdı. Ona en azından gerçekleri anlatacak kadar zaman tanımasını beklerdi.

Günler geçiyordu, geçmesine ama… Meryem için hüzün haftasıydı adeta. Artık gülmüyor, konuşmuyordu. Neşesini iyice kaybetmişti. Hastaneden ayrılmaya karar verdi. Öncelikle yıllık iznini aldı ve bu süre de iş ilanlarına bakmaya karar verdi. Mehmet Beyle aynı ortamda olmasına rağmen, onun kendisine bu şekilde davranması çekilmez geliyordu. İznini aldıktan sonra memlekete gideceğim diyerek vedalaşmaya gitti Mehmet Beyin odasına, ama yine aynı şekilde, Mehmet Bey konuşmasına dahi fırsat vermemişti. Acı dolu bir bakışla, son kez gözlerine baktı ve sustu. Odadan çıktı, eşyalarını toparladı ve eve gitti.

Yolda genç adamı gördü, genç adam başını eğdi ve hatasını anlamıştı, gözüne dahi bakmadan, uzaklaştı. Meryem ise o kadar yorgundu ki, neden bile diyemedi. Sormak, uzatmak istemiyordu, görmek dahi istemiyordu onu bir daha.

Her gece gözyaşlarına boğuluyordu. Kendisine atılan iftira bir yandan üzerken, diğer yandan da Mehmet Beyden uzaklaşmak ve onun tavrı kendini çok ama çok üzüyordu. Memlekete gitmeye karar verdi.  Bu şehirde kalmak istemiyorum artık, dedi içinden. Biletini aldı ve memleketine gitti. İş ilanlarına araştırıyordu.

Annesi kendisini geldiği ilk günden itibaren sorguluyordu. İzne neden bu zamanda çıktın diye merakla sorular soruyordu. Bir yandan da evlen artık diye sitem ediyordu. Meryem bu yüzden zaten başka şehirde çalışmayı seçmişti. Evlen artık sözlerinden bıkmıştı ama artık geri dönemezdi. Mecburen bu sözlere katlanacağım diye düşündü.

Annesi bir gün yine çok ısrar edince, tamam, dedi. Tamam! Evleneceğim. Kendisini zor tutuyordu ağlamamak için. Annesi de bir yakınlarının oğlu olduğunu, onunla görüşmek istediğini söyledi. İçinden hiç istemediği halde, annesinin baskısından bıkmıştı, son zamanlarda yaşadıkları da ağır gelince artık mücadele etmekten vazgeçmişti iyice. Görüşmeye gitti, bir süre konuştuktan sonra ayrıldılar. İyi biriydi, görüştüğü kişi ama o Mehmet Beyi seviyordu, bu yüzden çocuğa sevmek gözüyle bakamamıştı. Bir şey demedi bir süre.

İstifasını yazmanın vakti gelmişti. İzni bitmişti. İstifası için gitmek istemiyordu, telefonla görüştükten sonra, e posta yoluyla istifa dilekçesini yolladı. Bunu duyan Mehmet Bey, Meryem’e çok kızgın olmasına rağmen, bir süre istifa dilekçesini kayda geçirmemeleri için rica etti. Fakat kendisini sevmeyen arkadaşı, bu haberi genç adama ulaştırmıştı çoktan.

Genç adam çok pişman olmuştu. Ona bunu nasıl yapabilmişti. Bir anlık hırsının kurbanı olmuştu. Meryem’in hayatını eliyle yıkmıştı. Çok pişmandı, ne yapsam, diye düşündü. Ve Mehmet Beyle konuşmaya karar verdi. Mehmet Beye her şeyi anlatacaktı. Sabah ilk iş olarak Mehmet Beyin yanına gitti. Mehmet Bey, onu görünce tanıdı. Yüzünü astı ve buyurun, ne için geldiniz, diye sordu. Genç adam gerçekleri söylemeye başladı. Onu sevdiğini fark edince, kıskançlıkla ne yaptığını bilmediğini söyleyince, Mehmet Beyin yüzündeki öfke ifadesinin yerini, üzüntü almıştı.

En kısa sürede Meryem’in yanına gitmesi gerektiğine karar verdi. Onu aramalı mıyım diye düşündü, ama yüz yüze özür dilemem daha doğru olur diye aramaktan vazgeçti.

Meryem de görüştüğü gençle konuşmaya devam ediyordu, annesinin ısrarı yüzünden. Söz kesme kararı alınmıştı hafta sonu için. Meryem çok isteksiz olmasına rağmen, mücadele edecek gücü kalmamıştı. Susmuştu, bu karar karşısında. Görüştüğü genç, Meryem’in kendisini sevmediğinin farkındaydı, acaba vazgeçecek mi diye düşünüyordu kendince.

Mehmet Bey hafta sonu yola çıkmıştı, söz günün sabahında Meryem ile genç alışverişe çıktığı sırada, Onu aradı ve görüşmek istediğini söyledi. Meryem çok şaşırmıştı bu duruma, onunla görüşmek için, genç arkadaşının yanından ayrıldı. Genç adam, bir şeyler hissetti ama bir şey demedi ve olacakları beklemeye başladı bütün gün.

Meryem, Mehmet Beyin yanına gitmişti. Onu görünce, ne kadar çok özlediğini fark etti. Ama yine de ona çok kırgındı. Mehmet Bey, konuşmaya başladı, durumu anlattı ve özür diledi. Böyle yapmaması gerektiğini, haksız olduğunu biliyordu. Meryem’in verdiği tepkiye göre, bir şey daha söylemeyi planlıyordu. Meryem dayanamadı ve onu affettiğini söyleyince, Mehmet Bey de cebindeki yüzüğü çıkarıp, onunla evlenmek istediğini söylemişti.

Meryem büyük bir şaşkınlık içindeydi ve büyük bir sevinç… Kalbindeki heyecanı kelimelere sığdıramazdı. Bütün kırgınlığına rağmen, evet demekten kendini alamamıştı. Mehmet Beyden ayrıldıktan sonra, ilk işi sözleneceği gence durumu anlatmak oldu. Genç adam bunu bekliyordu bu yüzden çok tepki vermedi ve hayırlı olsun hakkında deyip vedalaştılar. Eve döndü ve söz olmayacak dedi annesine, annesi şaşırdı. Ne oldu yine demeye kalmadan, durumu anlattı ve Mehmet Beyden bahsetti. Annesi söz olayına üzülse de, kızının sevdiği kişiyle evlenecek olmasına sevinmişti.

Bu gece uzun zamandır döktüğü gözyaşları yoktu. İçinde huzuruyla sabahı beklemeye koyuldu ve yaşananların bitmesi, dileğinin de gerçekleştiriyor olmasının mutluluğuyla uykuya daldı…

Yazar: Derya TURKAY

Hakkında admin

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top